Üşeniyorum Öyleyse Yarın…


Bu yazı tezime başlamamak için atılan kırk takladan biridir. Diğer taklalardan biri de kek yapmaktı mesela. (Zencili mencili fotoğraf koydum ki okulda bir sürü zenci arkadaşım varmış gibi görüksün :p)

Sözlükten bir arkadaşın Le Guin’in Yerdeniz serisini bulmasına yardım ettim, üstüne de ona neden bu kitaplara ihtiyacı olduğunu sordum. Bilim kurgu ve fantezi üzerine bir ders aldığını söyledi. Dersin hangi üniversitede olduğunu henüz öğrenemedim ama o dersi nasıl almak istedim anlatamam. Düşünsene corporate social responsibility yerine Le Guin üzerine paper yazıyorsun, müthiş bir şey! İnternette oyalanıp bir yandan da doktora falan mı Allah muhafaza derken, dur bakayım şu sci-fi üzerine hangi okullar derece veriyormuş aramasına giriştim. Sonra eve en yakın Liverpool Üniversitesi’nde bir program buldum, 3000 sterlin, bir yıl sürüyor. Hazır bakmışken ders programını da indireyim dedim. Oy oy o preliminary readingler ne güzel öyle!

Asimov, Isaac, I,Robot
Baxter, Stephen, The Time Ships
Baxter, Stephen, Time
Egan, Greg, Diaspora
Wells, H. G. The Time Machine
Hofstadter, Douglas R., Dennett, Daniel C., The Mind’s I: Fantasies and Reflections on Self & Soul

Misal bunlar bir dersin ön okumaları, Stephen Baxter’ın kim olduğunu bilmiyorum açıkcası. 🙂 Araştırdım öğrendim: İngiliz bir yazzarmış kendisi, Liverpool’un kendisini okutması doğal tabii 🙂
Tartışılan konularsa beni bitirdi: How Many Selves Are You? Hmm bu soruyu küçüklüğümden beri kendime sorduğum için burada karşıma çıkması çok hoşuma gitti.

Bu da ütopya dersi için gereken okumalar:
1. Edward Bellamy, Looking Backward; William Morris , News From Nowhere
2. Charlotte Perkins Gilman, Herland
3. The Shape of Things to Come / Metropolis (Film)
4. George Orwell, Nineteen Eighty-Four ;Yevgeny Zamyatin, We
5. Katharine Burdekin, Swastika Night
6. Aldous Huxley, Brave New World
7. Ray Bradbury, Fahrenheit 451
8. Joanna Russ, The Female Man
9. William Gibson, Neuromancer ; Ursula Le Guin, The Dispossessed
10. Marge Piercy, Woman at the Edge of Time
11. Kim Stanley Robinson, Red Mars and Antarctica
12. Iain M. Banks, ‘The State of the Art’; Ken MacLeod, The Star Fraction /The Cassini Division

Hani buraya koyuyorum ki ütopyalara ilgi duyuyorsanız belki size birkaç fikir verebilir. Bu arada Le Guin’in incelendiği bir ders de var!

Gördüğünüz gibi procrastination insana neler yaptırıyor! Sanırım canım daha da çok sıkılırsa Amerika’daki programları da yakından incelemeye başlayacağım.

Hah bir de kendime twitter şeysi aldım, orada cikcikliyorum hani bu çatlak kız ne yapıyor derseniz takip edebilirsiniz.

Cikcikim burda

Poo-tee-weet

Sevgiler,
Müge

The Giver – Lois Lowry


Şu yazımda başlıktaki kitabı satın aldığımdan ve tereddütlerimden bahsetmiştim. Bloguma bu kitapla ilgili aramalar düşmeye başlayınca kitaplıktan çıkarıp okumaya karar verdim. Kaşla göz arasında da okumayı becerdim. Aklımdaki izlenimi soğumadan yazarsam iyi olur dedim, nasılsa ödev yapmamak için kendime bahane arıyorum 😀 Bu arada aramaların sebebini sanırım öğrendim, kitap hakkında araştırma yaptım biraz ve ekşi sözlüğe de uğradım doğal olarak. Robert Kolej’de hazırlık sınıfında okutuyorlarmış bunu, kesin bir özet veya bir sınav var işin ucunda.

ÇEvirinin kötü olmasından korktuğumu söylemiştim ama korktuğum gibi olmadı. Bunun sebebi kitabın gençler için yazılmış olması. Bu nedenle hazırlıkta okutulmaya da gayet uygun. Türkçe çevirisi 167 sayfa, İngilizcesi ise Amazon’a göre 192 sayfa. Amazon’dan kitabın ilk birkaç sayfasını görüntüleyebiliyorsunuz, böylelikle birebir karşılaştırma şansım oldu. Çeviri de pek problem yok.

Açıkcası okumadan önce internetten araştırma yapmadım, çünkü yapınca beklentilerim değişiyor. Bitirdikten sonra yaptığım araştırma sonucunda bu kararımın doğru olduğunu gördüm çünkü birçok yerde kitabın yarısına kadar olan olaylar açık bir biçimde anlatılıyordu. Ben de yazımda içeriğiyle ilgili bilgiler vereceğim için, read at your own risk diyorum. Peki kitap ne anlatıyor?

Bu kitaba etiket verilmem istenseydi yumuşatılmış distopya derdim. Bir 1984 veya Brave New World değil. Onlar gibi geniş kapsamlı düşünülerek yazılmamış. Sanki yazar bir eskiz çizmiş ve bunu daha fazla geliştirip olması gereken hale getirememiş. Kafanızdaki birçok soru yanıtsız kalıyor. Her deliği kapatayım sorulabilecek sorulara cevaplar hazırlayayım, eleştiri yapılacak zayıf nokta kalmasın gibi bir kaygısı yok. İçinden böyle bir dünya hayal etmek geçmiş o da bu halini yazmış.

Kitaptaki deyişle “aynılaşmış” bir toplum yaratmış Lois Teyze. Her şey düzenli, kurallı ve sakin ilerliyor. İlk sayfalarda the prisoner dizisinin yeni çevrimindeki kasaba canlandı aklımda. Herkes kibar ve saygılı, aile başına iki çocuk, eşinizi sizin için seçiyorlar, işinizi de sizin için seçiyorlar bu şekilde gül gibi yaşayıp gidiyorsunuz. Seks’in olmadığını da belirtmeden geçmeyelim burada. Belli bir noktadan sonra ise hani şu siyah beyazdan renkliye dönüşen film Pleasantville geldi aklıma. Baş karakter Jonas’ın iş seçiminin yapılmasıyla bu dünyanın kötü yüzünü görmeye başlıyorsunuz. Jonas’ın yapması gereken şey herkesin yerine her türlü duyguyu yaşamak aslında. Herkesin acısını, sevincini, kinin, öfkesini, aşkını ve aklınıza geleblecek tüm diğer duyguları içinde tutmak. Normal insanlar ise bunlardan arındırılmış bir şekilde yaşamlarına devam ediyorlar. Jonas güzel anılarla mutlu olurken bir yandan da acılarla baş etmek zorunda kalıyor. Savaşı, açlığı, dehşeti ve yoksulluğu tek başına kimselerle paylaşmadan yaşıyor. Bu noktada Jonas bunları nasıl yaşıyor, tüm bu düzen nasıl devam ediyor, devlet var mı, din kavramı neden yok veya insanlar neden bizi kim yarattı sorusunu sormuyorlar gibi daha birçok soru kafanıza üşüşüyor. Ama dediğim gibi yazar bunlar üzerinde çok durmamış, durmadığını da sayfa sayısından anlarsınız zaten. Kitabın sonu ise çok belirsiz, baş kahramanı o sona doğru yönlendiren saikler ise yeterince güçlü gelmedi. Her şey oldu bittiye gelmiş gibiydi. Kitap bir an önce bitmeli hissiyatı yaşadım. SAnki yazar yerdeki tozları derinlemesine süpürmüyor da üstünden geçiyor gibi. Okuduğum kadarıyla bu kitaba hafiften bağlı olan 2 kitap daha varmış, onlar okunduğunda kitabın sonu açıklığa kavuşuyormuş.

Bu kitabı tavsiye eder miyim? 1984’ü tavsiye eder gibi etmem belki ama bir kitapçıda uygun bir fiyata rastlarsanız alıp kütüphanenize koyun derim. Gençler için yazıldığını düşününce ortaokulda King okuyan bana hafif kalabilirdi belki ama bu türe birilerini yönlendirmek açısından iyi olabilir.

Foto: ilknokta.com dan alıntı