İşsizlik Yok İş Beğenmiyorum!

Eveeet! Bitirme projemi de sağ sağlim teslim ettikten sonra diplomayı almaya hak kazandım. Alalı da 27 gün oldu neredeyse 🙂 Bu sırada aylaklığın tadına varmak amacıyla bir yıldır staj yaptığım şirketi bıraktım. Şimdi hem iş arıyorum hem de evde pinekliyorum. Başlıktaki iş beğenmeme olayı ise benim için gerçek oldu diyebilirim. Spk’nın sınavla dağıttığı bir belgeye sahip olduğum için çağırıldığım, Samandıra tarafında yer aldığı için giderken kaybolup 25 dakika geç kaldığım görüşme sonucunda iş teklifi aldım. Hem de yangından mal kaçırır gibi ayaküstü 3 yöneticiyle görüştürüldükten sonra 🙂 Söz konusu yöneticilerden biri de benden 2 yaş küçük ama bilmemne kurulu başkanı yardımcısı höy höy höy gibi ünvana sahip tıfılın biri çıktı. Babası bilmemne kurulu bişeysi höyhöy olmasaydı orada biraz zor otururdu ya neyse, artist! Ama konuşmaların satır aralarını okuyan ben aslında adamların acilen bir sertifikalandırılmış muhasebeciye ihtiyaçları olduğunu gördüğüm için olay mahallinden taksi ile uzaklaştım. Sonuçta muhasebeci olmak isteseydim 5 yıl önce olur, üstüne master yapma zahmetine katlanmazdım değil mi? Neyse bu da benim saçma mülakat deneyimlerim arasında ilk sıralara oturdu 🙂

Kes traşı da sci-fi ile ilgili bir şeyler söyle bize diyenler için bir öneri ile geldim. Can Eren’in (sanki tanıyormuşum gibi oldu) Ahnectha isimli kısa filminden bahsetmeden geçmek olmazdı. Buyrun aşağıdan izleyebilirsiniz. Benim yorumlarım ise filmin altında.

AHNECTHA “voiceless room” from can eren on Vimeo.

Valla dürüst olacağım, ben de yalan dolan yok. Ben hiçbir şey anlamadım bu filmden. Görsellik harika, o alanda diyebilecek tek kelimem yok. Ama filmin ne anlattığını sorarsanız söyleyemem. 13 dk boyunca bir şeyler olsun diye bekledim. Olmadı doğal olarak. Bu da böyle bir sanat diyorum kendimce. Arabölge’deki arkadaş şu yorumda bulunmuş;

Tür, anladığım kadarıyla hem steampunk hem post-apocalyptic. Steampunk atmosferine sahip post-apocalyptic dünyada bir gariban kızcağızın kendi şahsi kıyametiyle yüzleşmesi olarak da kabaca özetleyebiliriz.

Hani ben bu çıkarımı bile yapmadım. Ha derseniz ki Mügecik sende sorun var, eyvallah. Yalnız kesinlikle izlemeyin falan demiyorum, bence izleyin çünkü herkesin zevkleri beğenileri farklı olabiliyor.

Hepinize işli günler diliyorum 🙂

Cennete Düştüm Derken…

Şimdi ben şu site ile ilk kez karşılaştım ve çok hoşuma gitti. 0,75$’a nefissss kitaplar satıyor adamlar. Mesela 2 senedir aradığım Lanetli-Batının Kötü Cadısı adlı kitap 0,75$!!! Burada fiyatı 16TL sanırım. Tüm kitaplığını buradan düzersin valla. Bütün klasikler var, üstelik orijinal dilinde. Bir de paperback yani kağıt kapaklı olan kitaplar özellikle ucuz. Çünkü Amerikalıların hard cover hastalığı var, kütüphanesinde daha uzun saklayacağını düşünüyorlar herhalde. Halbuki ince kapaklıyı al, hop atıver çantana, metrobüste oturacak yer bulmak için biraz itiş kakıştan sonra hooop çıkar tekrar rahat rahat oku. Ama öbürlerini sıkıysa at bakalım çantaya. 🙂 İnsan ilk başta öldüm de kitap cennetine mi düştüm diyor ama yurt dışına gönderim yapılmadığını öğrendiğinde de hayal kırıklığına uğruyor. Kendime bir internet sitesi mi açsam, “Yuvasız kitaplarınıza yuva olurum, onları bana gönderin!” diye.

Bir başarım:
Daha önceki yazılarımda İngilizce roman okumaktan tırstığımı çıtlatmıştım sanırım. Korkma sebebim “ya anlamazsam” idi. Ama sonunda bu engeli de aştım, 2 gece önce Asimov’un “The Caves of Steel” (Çelikten Mağaralar) adlı romanını bitirmeyi başardım.
“Buraya alkış efekti gelecek”
Korktuğum gibi değilmiş açıkcası. Bunda Asimov’un tasvir yerine olayları anlatan yazı stilinin payının büyük olduğunu düşünüyorum. Bu aralar tasvirleri okurken bana bir acelecilik hasıl oluyor, bir an önce eylemin olduğu bölüme gelmek istiyorum, vakit kaybediyormuşum gibi geliyor. Hele bir de tasvir İngilizce olunca… Kitaptaki o kısımları biraz hızlı geçtim doğrusu. Bu kitabın Türkçe çevirisi sadece Baskan Yayınları’nda var, bulmak için biraz sahafları karıştırmak gerekiyor.

Bu motivasyonla kütüphaneden aldığım diğer kitaba başladım. Türkçesi uzun zamandır ortalarda yoktu, yeni baskısı yapılmıyordu ve 2. eli de fahiş fiyata gidiyordu. Ama sonunda Ayrıntı Yayınları yeni baskısını yapmış. “Karanlığın Sol Eli”nden bahsediyorum. 🙂 Kitabın giriş bölümündeki yazının çevirisine buradan ulaşabilirsiniz. Henüz 2 sayfa okudum, Le Guin’in dili biraz daha zorlayacakmış gibi hissediyorum, bakalım ne olacak. Bir de okulun kütüphanesini daha da sömürmeyi düşünüyorum, okunacak birçok kitap beni bekliyor!

Bu yazıya sığmayı başaran diğer bir konu ise Feridun Düzağaç’ın yeni klibi! Haydaaa o nerden çıktı dediniz içinizden değil mi? Feridun Düzağaç’ı severim, kendisi sevgililer gününde yayımlanacak bir klip çekiyormuş, bizi ilgilendiren kısım ise klibin konusu: Steampunk!
Buyrun linke tıklayın, web sayfasını görün.
Açıkcası bu klibi merak etmeye başladım, yayıma girince yine yorumlarımı yazarım.