Procrastination*

* Erteleme, geciktirme anlamına gelen İngilizce bir kelime

21.12.2009
Nereden çıktı şimdi bu başlık diyor olabilirsiniz içinizden. İçinde bulunduğum durumu çok güzel özetlediği için bu kelimeyi seçtim. Türkçe karşılıkları anlamı yeterince yansıtamıyor diye düşünüyorum. Bilmiyorum belki de yanılıyorumdur. MBA sınıfında yakın bir arkadaşım var, çok güzel uyuşuyoruz. İkimiz de bu blogda bahsettiğim antin kuntin şeylere ilgi duyuyoruz, o çizgi roman, bilgisayar oyunları ve star wars alemine daha hakim, bense daha geniş alanlara yoğunlaşmış tuhaf bir kitap kurduyum ama asıl söylemek istediğim ikimiz de birer erteleyiciyiz. Şu an bu yazıyı okuyabilmenizi sağlayan şey benim bu huyum. Kötü bir huy gibi gözükebilir aslında ama kaçış yönünüzü doğru noktalara yönlendirdiğinizde diğer ertelemek istediğiniz işleri yapabiliyorsunuz. Mesela bu yazıyı yazmak gibi. Yarın bir sunum yapacağım, aslında sunum hazır ancak birkaç yerini düzeltmem gerekiyor. Bir de sesli bir şekilde prova yapsam faydalı olacak çünkü sunumu İngilizce yapacağım. Elim ayağıma dolaşmasın, bir başka sunumdaki gibi “theory of hypothesis” demeyeyim diye çalışmalıyım. Ama ben burada oturmuş blog yazıyorum. Konuyu arkadaşıma niye getirdiğimi düşündünüz değil mi? Kendisi ile aramızda “procrastination tanrısı” diye bir kelime kullanıyoruz. Bu yazımı da bu tanrıya adamak istiyorum. Aslında bu tip tanrıların yanında çok ilginç büyüler de ürettik, belki bir gün onlardan da bahsedebilirim. Peki bu kadar laf kalabalığından sonra bir yere gelebilicek miyim? Bu blogun ana konusu ile ilgili bir şeyler diyecek miyim? Evet diyeceğim.

Geçen ay (evet az önce fark ettim son yazımı geçen ay yazmışım) Sadık Yemni’nin Muska adlı eserinden bahsedeceğimi söylemiştim. Son günlerde gezdiğim bloglarda insanların sürekli “bunun yazısı yakında geliyor”, “birkaç güne kalmaz okursunuz” gibi cümleler kurduklarını ancak sözlerini tutmadıklarını fark ettim. Onlar gibi olmayayım diye uğraşıyorum. Yazıyı yazmadan önce Sadık Bey ile ilgili bir araştırma yaptım, özgeçmişini okudum, diğer yazdığı kitapları öğrendim ve röportajlarına da göz attım. Ancak yazıyı hazırlamamı erteleyen temel neden onun bunu okuyabilecek oluşuydu. Yabancı bir yazar hakkında yazmak kolay, sonuçta Tolkien mezardan kalkıp bana cevap veremez ama Sadık Bey öyle değil. Kötü bir şey söyleyeceğimden de değil aslında ama tuhaf bir gerilim hissediyorum. 🙂 Kendisinden bir gazete sayesinde haberdar olmuştum ama hangi yazı idi hatırlayamıyorum. Öğrenciydim sanırım o zamanlar. Kitaplarını merak ettiğimi ancak kitapçıya gidip de pahalı bulup almadığımı hatırlıyorum.:) Ama aklımın bir köşesinde hep durdu ve sonunda kitap fuarıyla “Muska” kitabına ulaştım. Dayanamayıp hemen okudum tabii ki. Bana çocukluğumdaki o sıcak yaz günlerini tekrar yaşattığını söyleyebilirim.

Ara nağme: Yazının bundan sonraki kısmı ilk bölümden 5 gün sonra yazılmıştır. Durumun vehametini sanırım şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur. 🙂

Kitaba tekrar dönelim. biraz karışık bir değerlendirme olacak lütfen mazur görün.

Orta okul yıllarımızda hep bir gizem arar halimiz vardı. Hala en yakın arkadaşım olan Hülya da benim gibi fantastik şeylere meraklı olduğundan mayıs aylarındaki uzun öğle tatillerinde ilginç olaylardan bahseder Stephen King kitaplarından konuşurduk. İşte bu kitap beni o günlerime götürdü, o sohbetleri ederken hissettiğim hisleri tekrar yaşattı. Teşekkürler.

Kitabın anlatımı bana farklı geldi. Büyük ihtimalle herkes tarafından bilinen ve kullanılan bir türdür. Ama ben ilk kez karşılaşıyorum ve beğendiğimi söyleyebilirim. Açıklamak gerekirse; bir olay ilk olarak o olayı yaşayan ilk kişinin gözünden anlatılıyor daha sonra ise yeni ayrıntılar daha eklenip başka bir kişinin gözünden anlatıma geçiliyor. Ancak 2. kişinin gördükleri ilk anlatımda belirtilen bazı şeyleri içermiyor ya da ilk anlatımda arka planda yer alan olaylar olabiliyor. Her seferinde yeni şeyler katıldığı için herhangi bir tekrara da yer verilmiyor. Bence çok hoş. 🙂

Sadık Bey’in kitabını okumadan önce internette yayımladığı hikayelerini okurken yaptığım bir tespit var. Bu tespit kitabı okuyunca da doğrulandı. Kendisi çalışmalarında ilginç isimler kullanmayı çok seviyor. Hikayelerindeki ilginç bulduğum isimler; Anmurse, Aygız, Keten Hoca, Asfer. Kitabındaki ilginç bulduğum isim ise büyücü kadınlardan biri olan Ayzıt. Bundan sonraki kitaplarında da bu tip isimlere rastlayacağımı düşünüyorum.

Peki kitap ne anlatıyor diye soracaksınız biliyorum.

Ara nağme 2: Bu yazının aşağıdaki kısmı 8 şubatta kaleme alınabilmiştir.

Yatır romanının başkahramanı Sarp, 12 yaşlarında ilkokulu henüz bitirmiş bir çocuk. Bir takım gizli güçleri var, daha doğrusu hem öte alemlerle hem de bu alemdeki bazı güçlerle temas kurabiliyor veya iyi sıhhatte olsunları görebiliyor. Henüz ortaya çıkmamış bir potansiyeli var. Diğer yanda ise sokak üzerinde kötü emelleri olan bir yaratık var. Arka planda ise 60’lı yılların İzmir’ini, ergenliğe henüz girmemiş çocukların yaşantısını ve sıcak bir yaz esintisini görebiliyorsunuz. Karakterlerin içimizden birileri gibi olması insanı romana daha da yaklaştırıyor.

Sadık Bey ucundan kıyısından zaman yolculuğuna da bulaşmış. Bence zaman yolculuğu en popüler olmasına rağmen yazması en zor konulardan biridir. Neredeyse her BK yazarı buna yeltenir ancak çok azı hakkını verebilir. Çünkü bu konu sizi içine çeken kumlu araziler gibidir, yanlış bir harekette yazdığınız saçmalığın içinde boğulur kalırsınız. Yazar bu tuzaktan alternatif evren kavramını kullanarak kurtuluyor.

Yazar kitapta gerçekleşen tüm doğaüstü olayları açıklama çabasına girmemiş. Açıklamadan kastım fizik kurallarına bağlamak değil elbette. Doğaüstünün de kendi kuralları ve açıklamaları vardır. Mesela Sarp’ın 2 kez ölümden dönmesini sağlayan, elinde leğen tutan ruhani varlığın ne olduğunu açıklamak ya da gerçek kötünün kökenlerinin nereye dayandığını açıklamak gibi. Bunların açıklanmamış olmasının temel bir sebebi olabilir. Her yazarın yarattığı (fantastik)dünyasının kendine özgü (fizik,kimya veya doğaüstü) kuralları, yaratıcıları ve kökenleri vardır. Bu bizim dünyamızla bağlantılı olsa bile böyledir. Harry Potter serisini örnek gösterebilirim sanırım. Yazarlar bize bu kuralları sıklıkla parça parça vermeyi tercih ederler, yani bir sonraki Sarp macerasında öte taraftakiler hakkında daha fazla bilgi edinebiliriz. Biz bunları parça parça öğrenirken, aslında bu kurallar yazarın kafasında net midir, yoksa bir sonraki roman yazılmadan diğer kurallar oluşmayacak mıdır? Daha da açmak gerekirse Sarp’ın dünyası anahatlarıyla oluşturulmuş ve ayrıntılar her yeni kitapla belirleniyordur veya yazarın kafasında her şey açıktır ancak bize bilgileri azar azar veriyordur.

Belki bu romana Türk usulü fantastik diyebiliriz ancak bence bu tür için yeni bir isim bulunmalı, başka şeylere benzetilmemeli. Sarp’ın bir sonraki romanı “Öte Yer”, henüz satın almadım. Elimdeki kitap stoklarım eridikten sonra almayı düşünüyorum.

Evet, yazmayı biraz daha ertelersem yayımlamaktan vazgeçeceğim yazımı burada bitirmek istiyorum. İstediğim güzellikte olmadı, bazı kopuklukları olduğunun farkındayım. Ama umarım sizi okumaya motive eder.