Ganimet

İşte kitap fuarından aldığım kitaplar. Fotoğrafın üzerine tıklayıp daha büyük halini görebilirsiniz. Bilerek yüksek çözünürlükle çektim. 🙂 Gördüğünüz gibi aldığım 16 kitabın 9’u İthaki Yayınları’na ait. Açıkcası %50’den fazla indirim yaptıkları için ben de bütçem el verdiği kadar açıldım. Terry Pretchett serisini tamamlayayım dedim bu sefer, geçen sene Vakıf serisini tamamlamıştım. Halka Dünya’ları ise serinin ilk kitabını beğendiğim için aldım. Bazen serilerden nefret ediyorum, çok masraflı oluyorlar!! Mezarlık Kitabı’nı da uzun zamandır bekliyordum, uygun fiyata gelmesi çok iyi oldu doğrusu.

Kabalcı’dan 2 kitap var, Otostopçu ve Bitmeyecek Öykü, bu yayınevinde de %50 indirim vardı ve ben bu kitapları almayı çok uzun zamandır erteliyordum. Güzel bir fırsat oldu. Hatta Bitmeyecek Öykü bitti bile! 😀

Gelelim Muska’ya; Sadık Yemni’nin adını daha önceleri de duymuş birkaç kez kitaplarından birini almaya yeltenmiş ancak o zamanki mali koşullarım ve yazarın performansının belirsizliği sebebiyle vazgeçmiştim. Bilmediğim bir yazara 18-20 lira vermek gözüme çok gelmişti açıkçası. Ancak Kayıp Dünya’daki hikayelerini okuyunca risk sıfıra yaklaştı. Ben de bir kitabını aldım ve bitirdim bile! İzlenimlerimi bir sonraki yazımda paylaşmak istiyorum.

Seçilmiş Kişi, özgün ismiyle “The Giver”, birkaç yabancı sitede adına rastladığım, iyi övgüler almış bir çalışmaydı. Türkçe’ye çevrildiğini görünce bir göz atmak istedim. Buradaki sıkıntım şu; küçük yayımevlerinde çeviri kötü olabiliyor ve sırf bu yüzden çok iyi kitaplardan almanız gerekenden daha az zevk alıyorsunuz. (Hoş küçük yayınevi dedim ama 6.45 bile bunu yapabiliyor bazen, bu da ayrı bir yazı konusu) Umarım çeviri yeterince iyidir diyorum.

İhsan Oktay Anar’ı bilmeyeniniz yoktur sanırım. Tanıtma ihtiyacı duymuyorum. Bende Kitab’ül Hiyel ve Puslu Kıtalar Atlası kitapları mevcut. Bu 3.yü ise fuardaki İletişim standından değil, arka taraflarda sepet içindeki kitapları yarı fiyatına satan başka bir kitapçıdan aldım. Ve evet İletişim’dekinin yarı fiyatına 😀

Son olarak Jacques Baudou’ya ait Bilim kurgu’nun tarihine dair bir kitap aldım, sırf merak ettiğim ve uygun fiyatlı bulduğum için.

Geçen perşembeden beri hastayım ve evden çıkmıyorum. Bu süre içinde bir sürü başka blog’u inceledim ve gördüm ki abidik gubidik blogların en az 50-60 takipçisi oluyor!! Düzgün bir içerik veya anlatımları yok. Dilbilgisi ve Türkçe desen ne gezer! Kim kiminle nerede ne yapmış dışında bir içerik barındırmıyorlar. Ama herkes oralarda takılıyor. Sanırım başkalarının hayatlarını gözetlemeye çok meraklıyız. Burada biraz özeleştiri yapalım. Açıkcası ben de blog’uma her gün yazı yazamıyorum o nedenle de insanların sık uğramaması normal. Bir de yazdığımız konular herkese hitap etmiyor. 🙂

Bir de şunu fark ettim. Geçenlerde makyajla ilgili 2 güzel blog keşfettim. [Evet fk-bk okuyan kızlar da makyaj yapar;)] Bu bloglara yazan kızlar deli gibi kozmetik ürünü satın alıp, blog’larında aldıkları şeyleri coşku ile tanıtıyorlar. Heyecanlarını hissedebiliyorum. Bugün ise ben kitaplarımı paylaşırken o kızlar gibi hissettim kendimi! Sevilen şeyler farklı olsa da hissedilen duygu aynı kalıyor.