Dün, Bugün, Yarın


Steampunk’ı araştırırken aklıma Back to the Future 3 filmindeki trenin geldiğini, trenin de zamanda yolculuğu çağrıştırdığını ve bu konuya daha sonra ayrıntılı olarak döneceğimi belirtmiştim. Not defterimde bununla ilgili birkaç not yer almaktaydı zaten. Bildiğiniz gibi burada bilim kurgu üzerine yazmaya çalışıyorum ve böyle bir yerde zamanda yolculuktan bahsetmeden geçmek olmaz. Geleceğe Dönüş, Terminatör ve 12 Maymun gibi zamanda yolculuktan bahseden filmlerdeki mantık hatalarını, zamanda yolculuk sistemlerini ayrıntılı olarak inceleyen birçok internet sitesi mevcut, mesela bu site favorilerim arasında. Eğer ingilizceniz yeterli ise bu sitede uzun ve güzel vakit geçireceğinize emininim. Bense orada bahsedilen bildiğiniz öykülerin ve filmlerin biraz dışına çıkıp farklı bakış açılarını içeren 2 kitaptan söz etmek istiyorum. Bu kitaplarla daha önce karşılaşmadığınızı umuyorum.

Stephen King’in Türkiye’de Gece Yarısını Dört Geçe ismiyle yayınlanan kitabında yer alan bir hikaye ile başlamak istiyorum. Orijinal ismi The Langoliers olan hikayenin adı türkçeye Umacılar olarak çevrilmiş. Bu öykünün bilim kurgudan çok fantastik öğeler içerdiğini söylemek daha doğru olur. Hollywood tarafından filmi bile çevrilmiş.

Hikaye bir çocuk çığlığı ile açılıyor, bir uçakta atılan bu çığlık bir anda herkesi uyandırıyor ve gerçek karmaşa o noktada başlıyor. Uçaktaki insanların büyük çoğunluğunun her türlü kıyafet ve aksesuvarlarını geride bırakarak kaybolduğu fark ediliyor. Bu ilginç olay çözülemeden başka bir sorun ortaya çıkıyor, uçağı indirmek. Bu arada uçağın hiçbir havaalanı ile irtibat kuramadığını belirtmek gerek. Uğraşlar sonucunda uçak indiriliyor, havaalanı içinde keşfe çıkılıyor ancak bir tek insanla bile karşılaşılmıyor. Kahramanlarımız yemek yemeye çalıştıklarında yiyeceklerin bozuk olduğunu, elektriklerin olmadığını fark ediyorlar. Ve konuyu açıklayacak olan karakter ortaya çıkıyor, kendisi bir yazar. Hatta teorisini açıklarken ben bir bk yazarı olsaydım belki daha iyi anlatırdım gibi bir şey belirtiyor. Bu adamın iddiasına göre onlar uyurken uçak bir zaman yarığında geçmiş ve geçmiş zamana dönmüşlerdir. Kendilerinin kurtulma sebebi ise uyuyor olmalarıdır. Şimdi sıra hikayeye neden umacılar isminin verildiğini öğrenmeye geldi. Kahramanlarımız bu tartışmaları yaşarken kağıt yırtılmasına benzer sesler duymaya başlıyorlar. Bir şey yaklaşıyordur ve çok büyük ihtimalle o şey iyi bir niyet taşıyarak gelmiyordur. Hikayenin bundan sonraki kısmından sadece bir ayrıntı vereceğim ki okuma şevkiniz kaçmasın. O yaklaşanlar umacılardır ve geçmişi yemektedirler.

Benim bu hikayede en çok hoşuma giden nokta tahmin ettiğiniz gibi Stephen King’in değişik bir zamanda yolculuk fikri bulması. Kendimizi bildik bileli zaman makinamız olsa neler yapacağımızı hayal etmez miyiz? Sai King bu hayalleri bir çırpıda yok ediveriyor. Geçmişte umacılardan başka bir şey yok, gelecek bile hiçlik, yalnızca şu andır önemli olan deyiveriyor sanki. Bu fikirle birlikte zamana dair birçok kafa kurcalayan nokta ortadan kayboluyor. Özellikle geçmişi değiştirirsek gelecek de değişir mi sorusu ortadan kalkıyor. Her ne kadar bu hikaye bilim kurgudan çok fantastik kurguya yaklaşsa da yine de ortaya koyulan fikir kalıpların dışında.

Diğer hikaye ise Kurt Vonnegut’tan geliyor. 2-3 yazı önce kendisini bir kitabını aldığımı ve beğendiğimi belirtmiştim. Böyle bir yazardan yazarın ölümüyle haberdar olmam ise ironik geliyor bana. Belki de geç haberdar olmamın sebebi kendisinin yeterince tanıtılmamış olmasıdır. Jules Verne’e bakalım örenek olarak. Herkes bir kitabını okumuştur küçükken ama başka birçok yazar için bu durum böyle değil. Bu da ayrı bir yazı konusu olabilir mesela… Neyse konuyu dağıtmamakta fayda var.

Burda bahsedeceğim diğer kitap Mezbaha no 5, ingilizce ismi ile Slaughterhouse 5. Bu kitabın sonunu veya ortasını söylemek kendisinin okunurluğunu kesinlikle azaltmıyor bu nedenle kendimi kısıtlamadan kitap hakkında bilgi verebilirim. Söz konusu hikaye zamanda bir oraya bir buraya savrulan Billy Pilgrim’i anlatmakta. Zavallaı Billy bilmediği bir nedenden ötürü zaman içinde zihinsel bir yolculuk yapmaktadır. Bir an İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Alman esir kampına götürülürken, 15 dk sonra gelecekte bir zamanda karısı ile sevişir bulmaktadır kendini. Son zamanların çok popüler dizisini, dizinin ismini vermeyeceğim, izlemiş olanlara bu olay tanıdık gelecektir zaten. Alışmaya çalışır bu duruma ve bir gün Trafalmador adı verilen bir gezegenden uzaylılar gelir ve onu kaçırır. Trafalmadorda yaşar bir süre, bu sürede de belkide kitaptaki önemli diyaloglardan biri gelişir uzaylılarla Billy arasında. Uzaylılar kendisine yüzlerce hatta binlerce gezegeni dolaştıklarını ancak daha önce özgür iradenin varolduğunu iddia eden Dünya’dan başka gezegen olmadığını söylerler. Evrenin sonunu bir Trafalmadorlu getirecektir ve onlar bunun nasıl gerçekleşeceğini bilmelerine rağmen durdurmak için hiçbir şey yapmazlar. Çünkü zaman doğrusal değildir, o an hep yaşanamaktadır ve o adam o düğmeye hep basmaktadır. Billy’nin de algısı bu yönde değişir. Burdan öteye yine de çok bilgi vermeyeceğim okumanın tadı kaçmasın diye.

Burada bahsettiğim iki hikayede zamana bakış açısı birbirinden farklı. Ben en çok hangisini kendime yakın bulduğuma henüz karar veremedim. Biri sadece şimdi var derken, diğeri geçmiş, bugün ve gelecek birdir diyor. Size hangisi uygun?

Önce Özetler…



Uzun zamandır buraya bir şeyler yazmadığımın farkındayım. Gerçekten çok ihmal ettim. İnsan çoğu zaman, yazma eyleminin disiplin işi olduğunu unutup böyle gevşiyor. Bir yerlerde buraya koymak için hazırladığım iki adet, ikisi de yarım yazı olduğunu biliyorum ama onları yeterince iyi bulmadım. Bu nedenle de koymak istemedim. Güzel ve kapsamlı birkaç kitap tavsiyesi yapmadan önce yumuşak bir giriş yazısı ile başlasam iyi olur diye düşünüyorum. Bundan sonraki zamanlarda burasıyla ilgilenmek için daha fazla vaktim olacak nasılsa 😉 Ortalıkta görünmediğim dönemlerde neler yaptım, kendimce neler keşfettim, neleri okudum birazcık onlardan bahsedeyim.

Bu dönemde başıma gelen en güzel iki şeyden biri sözlük yazarı olmam. Uzun zamandır beklediğim ve heves ettiğim bir şeydi bu. Burdan ssg’ye teşekkür etmeyi borç bilirim.:)

Diğeri için sizi biraz bekleteceğim çünkü söylemek için daha uygun bir zamanı bekliyorum.

Bu dönemde ne kadar çok kitap aldığımı hatırlamıyorum bile ama 35-40 kadar olmalı sanırım. Hala da gözüm doymuyor ve almaya devam ediyorum. Okumadığım kitap sayısı sürekli 20 ile 26 arasında geziyor. Bu yazıda gördüğünüz fotoğraflar benim cici kitaplığıma ait. Kitaplık dediğim de 3 tane raf işte… Ama zamanla artıp bir oda dolusu olacak o kitaplar.

Peki aldığın bu 30-40 kitabın içinde neler var diye bir soru yöneltebilirsiniz. Margaret Atwood, Kurt Vonnegut, Alfred Bester, Philip K. Dick, Ray Bradbury, Robert Heinlein ve diğer birçok iyi yazarın kitapları var. Bu dönemde okuduğum yeni yazarlar arasında en çok Alfred Bester hoşuma gitti ama Heinlein ve Kurt Vonnegut da güzel. Bu demek değil ki diğerlerini sevmedim, bilakis çok sevdiğim kitaplar mevcut. Onlara da ilerki yazılarda değiniriz.

İnternette neler keşfettim? Aslında kendim keşfetmedim elbette.:) Hepsini ekşi sözlükten okudum, denedim ve çok beğendim. Bu programları ve uygulamaları biliyor olabilirsiniz, ne de olsa birçok blog yazarı interneti yakından takip ediyor. Ama yine de ben hoşuma gidenleri vurgulamadan geçemeyeceğim.

Öncelikle stumbleupon‘dan bahsetmek isterim. Kendisi çok cici bir toolbar olarak yükleniyor bilgisayarınıza. Ben firefox versiyonunu seviyorum. İlgi alanlarınıza yönelik internet sitelerini ayağınıza kadar getiriyor. Siz de okuyup bilgileniyorsunuz. Özellikle bilim kurgu alanında güzel kaynaklar bulmanızı sağlıyor. Her tıklayışımda internetin nasıl gittikçe genişlediğine hayret ediyorum.

Diğeri del.icio.us, sık kullandığınız internet sitelerini online olarak saklıyor. Evde ve işte ayrı bilgisayar kullanıyorsanız bol bol faydasını görürsünüz.

Ve sonuncusu; sonunda bu rss’miş feed’miş onların ne olduğunu öğrendim:)) google reader kullanıyorum, hatta stumbleupon sayfama bankadan ulaşılamadığı için, google reader’a ekledim. Google reader üzerinden ulaşıyorum stumbleupon sayfalarıma.

Hazır kitaplık demişken, kitaplığımı LibraryThing ile internet üzerine aktarmaya çalışıyorum, o da çok yakında hazır olur sanırım.

Neler yaptım?
Banka müfettişliğinde yaklaşık bir buçuk yılı tamamladım. 6 ay kadar evimden uzakta yaşadım. Ayda birkaç kez dönme imkanım olsa da çalışma temposu buna izin vermedi çok zaman. Ama durumlar yakında değişebilir 😉 Yaklaşık on günlük harika bir tatil yaptım, hayatımın en güzel tatiliydi diyebilirim. Birçok kitap okudum, yine bir o kadar film seyrettim. Şimdilerde Neverwinter Nights 2 oyununa kendimi kaptırmış vaziyetteyim, bağımlılığımdan kurtulmaya çalışıyorum.

Neler okudum kısmı ve onlara dair notlarımı bir sonraki yazıda bulacaksınız. Bu arada mimlemek diye bir şey varmış efendim. Ben buna yeni dikkat ettim. Yanılmıyorsam kahpe cüce tarafından mimlenmiştim. Kendisi herkese hikaye yazdırıyor, bu nedenle ben de kendisinden kelimelerimi talep ediyorum ki ben de kendimi zorlayıp bir şeyler yazayım. Bakalım neler çıkacak?