En İyi Doctor Who Bölümleri

Blink – 3. Sezon 10. Bölüm

“Don’t blink. Blink and you’re dead. Don’t turn your back. Don’t look away. And don’t blink. Good Luck.”

Birçok kişi gibi benim de favori bölümlerimden biri, hem yenmesi zor hem de ürktücü bir düşman var karşınızda.

 

Vincent and the Doctor – 5.Sezon 10. Bölüm

Van Gogh benim en sevdiğim ressamdır ve bu bölüm şimdiye kadar izlediğim bölümler içinde doğal olarak en sevdiğim oldu. Matt Smith hiçbir zaman David’in yerini dolduramayacak ama bu bölümle gözüme girdi diyebilirim. Size bir sır vereyim mi? Bu bölümün sonunda salya sümük ağlamıştım.

Silence in the Library – 4. Sezon 8. ve 9. bölümler

Zekice yazılmış, tek kelimeyle harika!

 

Midnight – 4. Sezon 10. bölüm

Silence in the library bölümünden sonra doktor biraz kafasını dinlemek ister ama evren kendisiyle aynı fikirde değildir! Aslında biraz dolgu bir bölüm olarak yazılmış bu bölüm ama beklenenden daha popüler olmuş. Bence çok ürkütücü ve doktor’u kolay kolay yenemeyeceği bir düşmanla karşı karşıya getirmiş. Hah bir de yolcular arasında yelken kulak Merlin’i de görebilirsiniz :)

 

Turn Left – 4.Sezon 11. bölüm

Donna Noble odaklı bir bölüm, alternatif kader üzerine yazılmış çok başarılı.

 

The Impossible Planet – The Satan Pit – 2. sezon 8. ve 9. bölümler

Bu bölümü ilk izlediğimde gerçekten çok beğenmiştim hala da seviyorum ama diğerleri kadar favorim değil. Doktor’un dibi olmayan o çukura inmeden önce insan ırkı ile ilgili söyledikleri beni çok etkiledi diyebilirim.




Sizin favori Doctor Who bölümleriniz neler?

EKLEME: Bu yazıya site göçmeden önce yorum yapanların yorumlarını da buraya not düşüyorum.

Zafer şöyle demiş:

Üstekilerine katılmakla birlikte:

Family of Blood ve devamı (bölüm adından tam emin değilim) 3. Sezonda doktorun insan olduğu bölüm. Doktoru betimlemeleri, aşık olma ihtimalinin aklına bile gelmemesi, ordaki kadınla yaşayamadıkları geleceği görmeleri, john smith`in ordaki konuşması çok güzeldi. (Ben de burda ağlamıştım)

Christmas Carol
Doktorun küçük Kazran’ın yanına gidişi, benim ekran karşısındaki ilginç sevincim, uçan balıklar, her yılbaşında Abigail’in yanına gidişleri herşeyiyle çok çok güzel bir bölümdü :)
Halfway out of the dark (böyle miydi?)

Impossible Astronot / Day of the Moon 6. Sezon 1. ve 2. Bölümler
Çok güzel bir sezon açılışıydı. İlerleyen bölümlerde açıkta kalan konuları düzgün bağlarlar inş.

Epik sahne olarak da
5×1 Elevent Hour: i’m doctor :)
5. Sezondaki melekli bölümlerden ilkinin sonu.
5×12 Pandorica Opens: Tam olarak River Song`un(Ne güzel bir isimdir ya :) ) kütüphane de bahsettiği doktor.
Sırf 5. Sezondan bahsetmişim gibi olmuş ama :)

Starkiller da şöyle demiş:

Aslında en iyi bölüm yoktur DW’da her bölümün kendine has güzeliği vardır buna 6×5 Rebel Flesh’de dahil…

Fantastik Pullarım

Kayıp Rıhtım’da Royal Mail’in meşhur büyücüleri içeren pul seti çıkaracağını okudum ve hemen bu pullara ulaşmalıyım dedim. ingilteredenal.com adlı siteyi sıklıkla kozmetik malzemesi alımı amacıyla kullanıyordum ancak bu sefer onlardan bu pullardan getirmelerini rica ettim. Bir set yakın arkadaşım Dilek için, bir set de kendim için aldım. Çok güzeller değil mi? Fotoğrafı çekerken Voldemort’un omzunu azcık kırpmışım umarım bana kızmaz :P

Bilmeyenler için; yeşilli abla Kral Arthur efsanesinden Lady Morgana, alttaki sopaya sarılmış amca büyücü Merlin, Aslan CS Lewis’in Narnia Günlükleri’nden Aslan (evet komik :) ), Cadı da aynı kitaptan, kırmızı şapkalı eleman Terry Pretchett’in Diskdünya’sından beceriksiz büyücü Rincewind ve yine oradan Dadı Ogg (bana sorarsanız ben Havamumu Nine’yi tercih ederdim) ve son olarak Harry Potter’dan Dumbledore ve Lord Voldemort. Bu arada Voldemort’a neden Lord dendiğini bilen var mı? :)

Bu linkten ayrıntılı görsellere ulaşabilirsiniz.

Ne yaptın, neler ettin?

Tembellik benim içime işlemiş sanırım. Şuraya iki satır yazı yazmaktan acizim. Halbuki nedir? Gel buraya anlat işte neler yaptın diye.

Taksim’deki sahaf festivaline gittim. Keşke programım bu kadar yoğun olmasaydı da daha fazla zaman geçirebilseydim. 11 tane kitap aldım. Bunların 3’ü benim macerasever annem içindi. Sıkıntılı ve iç bayıcı şeyler okumayı sevmez pek. Zaten etrafta bu kadar sıkıntı varken niye bir de bunları kitaptan okuyayım der. Bu da bir nevi onun kaçış edebiyatı 😛 Hakkaten bak, fantastik kurgu için derler kaçış edebiyatı ama bir okur tutup macera romanını o amaçla kullanırsa misal Da Vinci’nin Şifresi, o da kaçış edebiyatı olmaz mı?

Bazen edebi sayılan türlerde yazanların işinin daha kolay olduğunu düşünüyorum. Yeni bir dünya yaratmak zorunda kalmıyorlar. Bence bu FK veya BK yazmanın en zor kısmı. Yeni bir gezegen, başka bir evren, farklı yaratıklar… Oysa diğer türlerde yazanlar İstanbul’da yaşatabilir kahramanını ya da ne bileyim yazarın yakından tanıdığı başka bir kentte.

Aslında adığım kitaplardan bahsedecektik değil mi? Nerelere gelmişim. 🙂 Bu aldığım sekiz kitaba toplamda 21,5 lira gibi bir ücret ödedim. İki tanesi ingilizce.
Joe Haldeman‘dan “the long habit of living”
Veee Terry Pratchett‘tan Night Watch Bu kitap diskdünya serisinin bir parçası. Kitabı festivalin son gününde kapanmak üzere olan bir tezgahta buldum. Sadece 4 liraydı 🙂 Serinin ilk romanlarından zannetim ilk başta ama eve gelip de yakından inceleyince 28. kitabı olduğunu fark ettim. 🙂 Neyse zaten bu seri ayrı ayrı okunduğunda bile anlam bütünlüğünde bir bozulma olmuyor. 🙂

1 liraya Baskan yayınlarının bilim kurgularından buldum, koleksiyon amacıyla aldım. Çevirileri çok iyi değildir diye tahmin ediyorum. 🙂 Uzayda Dehşet Tora- Peter Randa ve Alfa Cellatları – Emil Petaja

5 liraya David ve Leigh Eddings’in Althalus’un Dönüşümü’nü buldum. Kitapçılardaki fiyatı 28 lira imiş!!1 O.o

Samuel R. Delany’den “Einstein Kesişimi” ve Fred Saberhagen’dan “Kılıçların Birinci Kitabı” da aldıklarım arasında. Yalnız bu nasıl bir isimdir anlam veremedim.

Fred: Şu benim kılıçlı serinin ilk kitabına isim bulamadım Roger sence ne koyayım?
Roger : Amaan dert ettiğin şeye bak kılıçların birinci kitabı koy gitsin işte, kasma.
Fred: Hakkaten yaa bu neden benim aklıma gelmedi.

😛

Bir dee Wolfgang Hohlbein’ın Yanan Şehir adlı kitabını aldım. Yalnız bu kitap serinin 2. kitabı 🙁 Bir yerlerden 1.yi de bulmam lazım 🙂 Kendisi Alman bir yazar, oralarda meşhur zannedersem 🙂 Senelerce önce, ki yaklaşık 10 sene önceye tekabül ediyor, annemin teyzesinin kızı bana almanca bir kitap vermişti. Eşi otelde çalışıyordu, sanırım turistlerden biri bu kitabı unutmuş. Biz de o zamanlar almanca öğreniyoruz ya, bana verildi o kitap tabii. Ama o zamanlar o seviyede bir kitabı okumam mümkün değil. Sonra almancayı sökünce başladım biraz okumaya. Adı Das Siegel yani Mühür. Kitapta Haşhaşilerden tutun haçlı seferlerine kadar birçok ilginç şey var. Vaktim olduğunda kalanını da mutlaka okuyacağım 🙂

Sanırım ayın 31’inde Tüyap kitap fuarı başlıyor. Şimdiden geçen seneki gibi alacağım kitaplar listemi yapayım. Bu liste bana büyük kolaylık sağlıyor. Kitapların normal ve indirimli fiyatlarını ayrıca yayın evlerini de not alıyorum. Böylece internet fiyatlarıyla karşılaştırıp kazıklanmayı önlüyorum. 😉

giderayak


Uzunca bir süre bilgisayar başında olamayacağım.Aslında gitmeden önce Margaret Atwood’un Antilop ve Flurya adlı kitabı hakkındaki düşüncelerimi yazacaktım, ama koşuşturmalarımdan fırsat kalmadı.Ben de çektiğim bu “enteresan” fotoğrafları koyayım dedim:))Tatilde okuyacağım birkaç kitap var, umarım dönüşte onlar da yazıya dönüşür.

Az önce bu yazıyı ve fotoğrafları picasadan post etmeye çalıştım fakat başarılı olamadım sanırım.Eğer aynı şeyi iki kere okuduysanız başarılı olmuşum demektir:)Şimdilik bu kadar.

Hoşçakalın.

deneme

değişiklik başlıklı yazıma yorum geldiğini görünce hem heyecanlandım hem de sevindim. dedim artık bundan sonra geri dönüş yok, dediğin şeyi yapacaksın. sonra düşündüm madem bu ilk yazım, hani girizgah niyetine bir şeyler olsun, o zaman bilim kurguyla nasıl tanıştığımla başlamak mantıklı geldi.

efendim, ilk bilim kurgu kitabım Jules Verne’e ait olmalı diye düşünüyorum. ama ne yazık ki kitabın adı konusunda kesin bir fikrim yok. tahminlerim var tabii ki. Çocukken okuduklarımı bir listelersem; “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah”, “Ay’a Seyahat”, “Arzın Merkezine Yolculuk” ilk akla gelenler. Ben oyumu ilkinden yana kullanıyorum. Bence başlamak için en güzel kitaplardan biri. Tabii benim o zamanlar okuduklarım bu kitapların oldukça kısaltılmış halleriydi. Zaten hangimiz onları okumadık ki! Benim tahminimce birçok çocuğun aklına bilim kurgu böyle girmiştir.

Şimdi düşünüyorum da benim ileride neleri seveceğim daha o zamanlar belliymiş. Bir kitap serisi vardı çocuklar için “Ormandaki Dostlarımız” adında. İçinde orman cinleri, periler, devler ve cüceler vardı. Çok severdim o kitapları okumayı. Ben ilkokuldayken özel televizyonlar da yeni yeni kuruluyordu. Show Tv’de Robocop’u, Total Recall’i hevesle bekleyip seyrettiğimi bilirim. Tabii bir de çizgi filmler vardı. Her ne kadar çoğu bilim kurgu kategorisine girmese de…

Sonra birgün bir kitapçıda beni ileride çok etkileyecek bir kitapla karşılaştım. Kitabın kapağına vurulmuştum. Yeşil çayırlar arasında elinde asası, başında tuhaf şapkası ve upuzun sakallarıyla bir adam yürüyordu. Evet, aklınızdan geçen kitap; Yüzüklerin Efendisi. Tamamen rastlantı eseri karşılaştım, kimsenin tavsiyesi olmadan ve en popüler kitaplar sıralamsında zirveye oturmadan önce. Sonra fantastik kurguyu sevdiğim fark ettim. Bir müddet bu tür üzerinde okumaya devam ettim. Ama bir süre sonra FK bana yetmemeye başlamıştı. O zaman bilim kurguya yöneldim. Sahaflara uğrayıp ikinci el bilim kurguları toplamaya başladım. İkinci eli tercih etmemin nedeni tabii ki daha ucuz olması:))

Kendimi bu alanda henüz emeklemeye başlayan bir bebek olarak görüyorum, o yüzden bilgi eksiklerimi ve hatalarımı bir süreliğine hoşgörmenizi ve gerektiğinde beni düzeltmenizi sizden rica ediyorum.

değişiklik

hayatımın her alanında değişiklikler başlıyor.hatta şimdiden başladı bile.bu blog’u da duruma uydurmaya karar verdim.bundan sonra okuduğum bilim kurgu ve fantastik kurgu romanları hakkında yazmaya karar verdim.tabi ki arada kişsel şeyler de olacak ama ağırlık bunlarda.son olarak birşey yazmak istedim. bu da zaten benim kendi yazdığım bir şey değil.yazarın affına sığınarak:

ekşiden, sarhoş monologları başlığından;

– üç gündür aramadım napıyordur acaba
– başkasıyla değildir di mi
– bi daha içmiycem ya paranoyak oluyorum
– napıyor şimdi uyuyo mu acaba?
– ya şimdi beni düşünmüyorsa
– yok ya düşünüyordur
– ne düşüncek ya ben kimim ki..
– oha saat de üç olmuş uyumuştur çoktan..
ve sonra klavye başında sızılır..

(nitrox, 25.06.2006 03:06)

kafasız

yeni yeni gruplar keşfediyorum bu aralar.son keşfim bir alman grup.

“wir sinden helden”

almanca “biz kahramanız” anlamına geliyor.çok hoşuma giden bir şarkısının birkaç satırını buraya yazmak istedim.buyrun aşağıda almancası ve benim kısıtlı almancamla çevirebildiğim kadarıyla türkçesi.

…und ich rufe dich nur an
um dich zu fragen, kann es sein,
dass ich bei meinem letzten besuch
bei dir verlor’n was ich jetzt such?
Ich fühl mich unwohl ohne Kopf in der Straßenbahn,
deswegen lern ich kopflos Fahrrad fahren,

seni sadece şunu sormak için aradım
acaba şimdi aradığım şeyi
seni en son ziyaretimde mi kaybettim
tramvayda kafam yokken kendimi rahatsız hissediyorum
bu yüzden kafasız bir halde bisiklete binmeyi öğreniyorum

tercüme edince kulağa daha da garip geliyor, almanca hali daha başarılı. sonuçta sözlerde kafiye var:)

eğer dinlemek isterseniz aşağıdaki adresten “ausser dir” adlı şarkıyı seçin.

http://www.wirsindhelden.de/worte.html

sözlükten

az önce çok hoşuma giden bir entry okudum. buraya koymadan geçemeyeceğimi düşündüm.yazanın eline sağlık.

yalnızlığın anlaşıldığı anlar

birlikte olmak istediginiz adamla bas basa, karsilikli otururken “belki bir kivilcim vardir?” diye gozunun icine bakarken, onun cok baska seylerden, cok baska insanlardan bahsedip gulumsedigi andir.
(thewicked, 30.04.2006 13:49)

sanırım benim entry girme şansım olsa ben de aşağıdakini yazardım.

evinizden 3000 km uzakta, sıkıcı bir dört duvar arasında yatağınıza uzanmışken kendinize benim burda ne işim var diye sorduğunuz andır.