Cennete Düştüm Derken…

Şimdi ben şu site ile ilk kez karşılaştım ve çok hoşuma gitti. 0,75$’a nefissss kitaplar satıyor adamlar. Mesela 2 senedir aradığım Lanetli-Batının Kötü Cadısı adlı kitap 0,75$!!! Burada fiyatı 16TL sanırım. Tüm kitaplığını buradan düzersin valla. Bütün klasikler var, üstelik orijinal dilinde. Bir de paperback yani kağıt kapaklı olan kitaplar özellikle ucuz. Çünkü Amerikalıların hard cover hastalığı var, kütüphanesinde daha uzun saklayacağını düşünüyorlar herhalde. Halbuki ince kapaklıyı al, hop atıver çantana, metrobüste oturacak yer bulmak için biraz itiş kakıştan sonra hooop çıkar tekrar rahat rahat oku. Ama öbürlerini sıkıysa at bakalım çantaya. 🙂 İnsan ilk başta öldüm de kitap cennetine mi düştüm diyor ama yurt dışına gönderim yapılmadığını öğrendiğinde de hayal kırıklığına uğruyor. Kendime bir internet sitesi mi açsam, “Yuvasız kitaplarınıza yuva olurum, onları bana gönderin!” diye.

Bir başarım:
Daha önceki yazılarımda İngilizce roman okumaktan tırstığımı çıtlatmıştım sanırım. Korkma sebebim “ya anlamazsam” idi. Ama sonunda bu engeli de aştım, 2 gece önce Asimov’un “The Caves of Steel” (Çelikten Mağaralar) adlı romanını bitirmeyi başardım.
“Buraya alkış efekti gelecek”
Korktuğum gibi değilmiş açıkcası. Bunda Asimov’un tasvir yerine olayları anlatan yazı stilinin payının büyük olduğunu düşünüyorum. Bu aralar tasvirleri okurken bana bir acelecilik hasıl oluyor, bir an önce eylemin olduğu bölüme gelmek istiyorum, vakit kaybediyormuşum gibi geliyor. Hele bir de tasvir İngilizce olunca… Kitaptaki o kısımları biraz hızlı geçtim doğrusu. Bu kitabın Türkçe çevirisi sadece Baskan Yayınları’nda var, bulmak için biraz sahafları karıştırmak gerekiyor.

Bu motivasyonla kütüphaneden aldığım diğer kitaba başladım. Türkçesi uzun zamandır ortalarda yoktu, yeni baskısı yapılmıyordu ve 2. eli de fahiş fiyata gidiyordu. Ama sonunda Ayrıntı Yayınları yeni baskısını yapmış. “Karanlığın Sol Eli”nden bahsediyorum. 🙂 Kitabın giriş bölümündeki yazının çevirisine buradan ulaşabilirsiniz. Henüz 2 sayfa okudum, Le Guin’in dili biraz daha zorlayacakmış gibi hissediyorum, bakalım ne olacak. Bir de okulun kütüphanesini daha da sömürmeyi düşünüyorum, okunacak birçok kitap beni bekliyor!

Bu yazıya sığmayı başaran diğer bir konu ise Feridun Düzağaç’ın yeni klibi! Haydaaa o nerden çıktı dediniz içinizden değil mi? Feridun Düzağaç’ı severim, kendisi sevgililer gününde yayımlanacak bir klip çekiyormuş, bizi ilgilendiren kısım ise klibin konusu: Steampunk!
Buyrun linke tıklayın, web sayfasını görün.
Açıkcası bu klibi merak etmeye başladım, yayıma girince yine yorumlarımı yazarım.