Spekülatif Kurguda Amerikan İç Savaşı

Kayıp Dünya’da yazdığım bir makale serisi var: Kadın Bilim Kurgu Yazarları. Bu seri için Connie Willis’i araştırıyordum. Bu süreçte Willis’in 2. Kitabı olan Lincoln’s Dream ilgimi çekti. Bu kitabın Amerikan İç Savaşı ile ilgili olduğunu okuyunca, acaba bunun gibi başka kitaplar var mı sorusunu sordum kendime. Yavaş yavaş araştırdım baktım güzel bir yere doğru gidiyorum, ben bundan bir makale yazarım dedim.

Bu yazıda Amerika tarihindeki bu önemli savaşın spekülatif kurgudaki yansımalarını incelemeye çalıştım. Spekülatif kurgu dememin sebebi ise bu alandaki eserlerin birçoğunun alternatif tarih ve bilim kurgunun kesişimi olması. Fantastik ve korku türünde de eserler yazıldığını söyleyebiliriz. Eserleri incelemeden önce bu savaştan kısaca bahsetmekte fayda var.

ABD’nin kuzeyindeki eyaletler modernleşip sanayi devrimini yaşarken, güneydeki eyaletler köle gücüne dayalı tarım ekonomisi ile gelişmekteydi. Güney servetini artırmak için kölelere yatırım yapmaya devam ediyordu. Kuzey ise bankacılık, sigortacılık, taşımacılık gibi alanlarda kendini geliştiriyordu. Meksika- ABD Savaşı’ndan sonra ABD’ye yeni toprakların katılmasıyla kölelik tartışmaları iyice alevlendi. Yeni kurulacak eyaletlerde kölelik olup olmayacağı sorusu tarafları kutuplaştırdı. Kölelik karşıtı Cumhuriyetçi Parti adayı olan Abraham Lincoln’ün başkan seçilmesinden sonra 7 eyalet ABD’den ayrılıp Amerika Konfedere Devletleri’ni kurdu. 12 Nisan 1861’de Konfederasyon‘un (Güney) Fort Sumter’a ateş açması ile savaş resmen başlamış oldu. Kısa süre sonra 4 eyalet daha Birlik’i (Kuzey) bırakıp Konfederasyon’a katıldı. Savaş 4 yıl sürdü. 620.000’den fazla insan hayatını kaybetti. Savaşı Birlik kazandı ve kölelik resmi olarak kaldırıldı.

İlk olarak daha fazla örnekle karşılaştığım alternatif tarih türündeki romanlardan bahsetmek istiyorum. Tarihteki kritik anlar için ya başka türlü olsaydı sorusuna yanıt arayan bir türdür alternatif tarih. Örnek vermek gerekirse: İkinci Dünya Savaşı’nı Almanlar kazansaydı dünya nasıl bir yer olurdu sorusuna Philip K. Dick Yüksek Şatodaki Adam romanı ile cevap verirken, J.F Kennedy öldürülmeseydi ne olurdu sorusuna ise Stephen King 11/22/63 romanı ile cevap vermiştir.

Amerikan İç Savaşı söz konusu olduğunda en çok sorulan soru “Savaşı Konfederasyon kazansaydı ne olurdu?” dur. Bu soruya cevap ararken birçok dönüm noktası seçilmiştir. Bu noktalar tahmin edebileceğiniz gibi önemli savaşlar ve anlardır. Gettysburg Muharebesi bunların en popülerlerinden biridir. Bu muharebe İç Savaş’ın en önemli ve en büyük çarpışmasıdır.

Gettysburg Muharebesi’ni dönüm noktası alan romanlardan biri Bring The Jubilee’dir. Yazar Ward Moore’un bu eseri 1953 yılında yayımlanmıştır. Gettysburg Savaşı’nı Konfederasyon kazanır ve bildiğimiz tarih değişir. 20. Yüzyılda ABD’nin kaynakları Konfederasyon’un eline geçmiş ve ABD ekonomik buhran yaşamaktadır. Bu sırada ufukta Konfederasyon’un düşmanı olan Alman Birliği’ne karşı bir savaş gözükmektedir. Başkahraman Hodge ise New York’un çevre köylerinden şehre gelmiş makûs kaderini değiştirmeye çalışan bir genç adamdır. Fakat bir şekilde kendini Alman terör örgütünün entrikalarının içinde bulur. Tanıştığı güzel fizikçi ise dünyayı değiştirecek bir alet üzerinde çalışmaktadır, tüm dünyayı değiştirecek bir alet…

The Shiloh Project’te yazar David Poyer de Güney’e Gettysburg Savaşı’nda zafer kazandırmıştır. Böylece Amerika ABD ve AKD (Amerika Konfedere Devletleri) olmak üzere iki ayrı devlet olarak hayatına devam eder. Bu devletler yaklaşık 100 yıl boyunca birbirleriyle savaşmadan varlıklarını sürdürürler. Elbette, bu dünya bizimkinden farklıdır. Zeplinler gökleri süslemekte, uçaklar henüz bu kadar yaygın değil ve Ruslar ABD’nin müttefikidir. Fakat ABD’nin yeni silahı güçler dengesini bozacak gibi durmaktadır. Japon-Yankee Savaşı’nda kullanılan bu yeni silah atom bombasıdır. AKD ise varlığının devamı için bu silahı çalmaya kararlıdır.

Yazar Harry Turtledove Bizans İmparatorluğu’ndan İkinci Dünya Savaşı’na pek çok tarihi olay ve devlet üzerine alternatif tarih eserleri yaratmıştır. Bu sebeple alternatif tarihin ustası olarak anılmaktadır. Turtledove, “Guns of the South”’da ise hikâyeyi Güney’in meşhur generali Robert E. Lee üzerinden anlatmıştır. General Lee, West Point Askeri Akademisi’ni ikincilikle bitiren, Meksika-ABD Savaşı’nda üstün başarılar gösteren bir komutandır. İç Savaşın başlamasıyla Başkan Abraham Lincoln tarafından Birlik’in ordularının başına geçmesi için çağırılmasına rağmen Virginialı olduğu için Konfederasyon tarafını seçmiştir. Guns of the South, Gettysburg Savaşı ile başlar. Konfederasyon bu savaşta yenilmiştir. General Lee’nin elinde fazla bir güç kalmamıştır. Ama sonra bir adam çıkıp gelir, tuhaf bir aksanı vardır ve General’e harika bir silahtan ve mühimmatından sınırsız miktarda temin edeceğini garanti eder. Bu silahın adı ise AK-47’dir. Tahmin edebileceğiniz gibi savaşın yönü değişir, Konfederasyon kazanır.

“Fire on the Mountain” ise dönüm noktası seçimi ile bahsettiğim ilk üç kitaptan farklılaşır. Hugo ödüllü yazar Terry Bisson bu romanında dönüm noktası olarak 1859 yılında ABD’nin Virginia eyaletindeki Harper’s Ferry silah deposunda çıkan isyanı seçmiştir. John Brown’ın kölelik karşıtı bu isyanı gerçekte başarısız olmuştur. İsyanı bastıran kişi ise o zamanlar Albay olan Robert E. Lee’dir. Romanda isyan başarılı olur ve bu sayede Güney eyaletleri Afrikalıların çoğunluk olduğu bir ülkeye dönüşür. Yıl 1959’a geldiğinde, Mars’a yapılan bir uçuş sırasında Yasmin’in astronot kocası hayatını kaybeder. Yasmin bu travmayı atlatmaya çalışırken büyük dedesinin Harper’s Ferry isyanı sırasında tuttuğu günlüğü oradaki müzeye götürmektedir. Şimdiyi Yasmin’in gözünden görürken geçmişi ise dede Dr. Abraham’ın günlüklerinden ve kölelik karşıtı Thomas Hunter’ın mektuplarından öğreniriz.

Alternatif tarih ve İç Savaş dendiğinde akla gelen bir diğer dönüm noktası ise Abraham Lincoln suikastıdır. Başkan Lincoln, Konfederasyon Generali Lee’nin teslim olmasından sadece 5 gün sonra 14 Nisan 1865’te, Washington’da Ford’s Tiyatrosu’nda vurularak öldürülmüştür. Katil John Wilkes Booth meşhur bir aktör ve Konfederasyon yanlısı bir adamdır.

“The Lincoln Train”, Maureen F. McHugh’un 1996 yılında “En İyi Kısa Hikâye” dalında Hugo Ödülü’nü kazanan eseridir. Bu hikâyede Başkan Abraham Lincoln suikastçısı tarafından vurulur fakat ölmez. Söylentiye göre hükümeti arka planda Devlet Bakanı William Seward yönetmektedir. Eski köle sahipleri yayınlanan bir kararla bir trene bindirilip Oklahoma’ya yerleştirilmek üzere gönderilirler. Biz de bu olayı 17 yaşındaki bir kızdan dinleriz. Hikâyenin adı ise bana Lincoln’un cenazesinin trenle Washington’dan memleketi Illinois’a taşınmasını hatırlattı. Özellikle seçilmiş bir isim olduğunu düşünüyorum. Hikâyeyi buradan okuyabilirsiniz.

Underground Airlines da Lincoln’un ölümünü değişim noktası alan bir romandır. Fakat Lincoln’ün ölümü gerçek zamanından 4 yıl önce yani 1861 yılında gerçekleşir. Lincoln olmayınca, Crittenden Uzlaşması olarak anılan tasarı kabul edilir ve eyaletler köleci ve özgür olarak ikiye ayrılırlar. Bu yüzden İç Savaş çıkmaz ve şimdikinden daha farklı bir ABD görürüz. Roman ise bu köleci eyaletlerden kaçan köleleri bulup geri getiren federal görevli siyahi Victor’ın, Jackdaw isimli adamı bulma görevini ve bu sırada yaşadığı iç çatışmalarını anlatır. Bu roman yayımlandığı yılda çok gürültü kopartmıştır. Özellikle beyaz biri tarafından yazılmış olması ve Octavia Butler’ın Kindred’ı varken bu romanın kölelik ve spekülatif kurguyu bir araya getiren ilk romanmış gibi lanse edilmesi ortalığı karıştırmıştır.

Amerikan İç Savaşı ile ilgili alternatif tarih türünden başka korku, bilim kurgu ve fantastik türlerinde de romanlar yazılmıştır. Bunlardan bahsetmek istediğim ilki yakın zamanda filmi de çekilmiş olan “Abraham Lincoln: Vampire Hunter”dır. Başkahraman Abraham Lincoln annesini 9 yaşındayken kaybeder. Fakat sonradan öğrenir ki annesini vampirler öldürmüştür. Bunun üzerine vampirlerin kökünü kurutacağına dair bir yemin eder. Kitapta Lincoln’ün tuttuğu günlükler üzerinden vampirlerle olan savaşını takip ederiz. Kitabı ilginç yapan noktalardan biri de, İç Savaş’ın vampirler tarafından yönetilen Güney’in Kuzey’i ele geçirip tüm Amerika’ya hâkim olma arzusu sebebiyle çıkarılmış olmasıdır. Yazar köle sahiplerini vampir olarak göstermenin uygun bir analoji olduğunu düşündüğünü söylemiştir. Çünkü onlar da vampirler gibi başkalarının sırtında geçiniyorlardır.

Fantastik türde ise en başta bahsettiğim Lincoln’s Dream kitabını sayabiliriz. Bu kitap tüm zamanların en çok Hugo ve Nebula ödülünü kazanan yazar olan Connie Willis’in 2. Romanıdır. İç Savaş uzmanı bir araştırmacı olan Jeff, Lincoln üzerine bir kitap yazan Thomas’a yardımcı olmaktadır. Thomas, Lincoln’ün kendi suikastını önceden rüyasında görüp görmediğini öğrenmek istemektedir. Jeff bunun üzerine psikiyatrist arkadaşına başvurur. Arkadaşı onu İç Savaş hakkında rüyalar gören bir kadınla tanıştırır. Bu kadın General Robert Lee’nin rüyalarını görmektedir.

Bahsedeceğim son roman ise bilim kurgu türünde olan “The Lost Regiment”. Amerikan İç Savaşı sırasında gemiyle seyahat eden 35. Maine Piyade Alayı ile 44. New York Topçu bataryası gizemli bir elektrik fırtınasında kaybolur ve kendilerini bilmedikleri bir gezegende bulurlar. Bu gezegende yalnız olmadıklarını fark etmeleriyle uzaylılara karşı savaş başlar. Bu seride The Lost Regiment’ten sonra 8 kitap daha basılmıştır.

Kaynakça:
https://www.britannica.com/event/American-Civil-War
http://ifnicity.blogspot.com.tr/2015/09/the-shiloh-project-by-david-poyer.html
https://openroadmedia.com/ebook/bring-the-jubilee/9781504044639
https://www.publishersweekly.com/978-1-60486-087-0

America the Beautiful: Terry Bisson’s Fire on the Mountain


Science Fiction, Cool War and Civil War
https://www.goodreads.com/book/show/101599.The_Guns_of_the_South

The Lincoln Train


http://www.prairiefirenewspaper.com/2012/09/book-review-abraham-lincoln-vampire-hunter-by-seth-grahame-smith
https://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=124835513

Abraham Lincoln: Vampire Hunter book review


https://en.wikipedia.org/wiki/The_Lost_Regiment

Ölümsüz

deathlessMonokl Yayınları güzel kitaplar yayımlamayı başarıyor birkaç zamandır. Silo ve Elif’i okudum. Onlarla aynı zamanda aldığım Ölümsüz’e ise anca sıra geldi.
Kitapta Rus ve Slav mitolojilerindeki mitler kullanılmış. Hikayenin en temelinde ise “The Death of Koschei the Deathless” “Ölümsüz Koşey’in Ölümü” veya Marya Morevna diye adlandırılan efsane var.
Marya, Çarlık Rusya’sından SSCB’ye geçerkenki dönemde doğar ve büyür. Büyük malikanelerinde tek bir aile olarak yaşarken devrimle birlikte 11  aile yaşamaya başlarlar. Marya ablasına talip olarak gelen kuş-adamlarla ve domovoy (ev cini) ile hayatın sihirli yüzünü görür ve senelerce kendi sihirli talibini bekler. Ama Marya’nın talibi bir kuştan çok daha korkunç bir şeydir. Koşey yani Yaşam Çarı, bir gün malikanenin kapısını çalar ve Marya’yı kendi ülkesine götürür.
Kitabın bir noktaya kadar iyi gittiğini söyleyebilirim, Marya’nın ablasının taliplerinin kuş olması, evde yaşayan domovoylar, Marya’nın Buyan’daki dostları ve Baba Yaga’nın ona verdiği üç görevi gerçekleştirme çabası, bu kısımlar gerçekten peri masalı gibiydi ama sonrasında İvan’ın ortaya çıkışıyla tempo ve anlatımdaki o sihir kayboldu.
Ama bu kitapta beni en çok etkileyen bölüm spoiler olsa da yazacağım, Leningrad kuşatma altındayken ve herkes açıklıktan kırılırken Sofia bebeğin açlıktan kör olmuş halde yatmasına rağmen Marya’nın her sabah uzattığı sihirli elmadan payına düşeni almak için elini uzatması oldu. Bir  anne olarak gözlerim doldu ve savaşlara tekrar lanet ettirdi.
Bu masalsı hikayenin arka planında az da olsa savaş ve komünizm eleştirisi olduğunu da söylemeden geçmeyeyim.
Biraz goodreads’deki yorumlara da baktım. Birçok kişi, Koşey kötü bir karakter onu almış ve sevilesi yapmış buna nasıl cüret eder gibi bir yaklaşım sergilemişler. Mitlerin yeniden yorumlanması aslında tam da bu demek değil mi? %100 aynı şekilde yazılacaksa ne anlamı var?
Son söz; Rus ve Slav hikayelerini bilseydim sanırım okurken daha rahat ederdim. Eğer 20 yaş ve altında olsaydım da bu kitabı çok sevebilirdim. Koşey ve Marya’nın birbirine acı çektiren aşkı eminim beni çok etkilerdi. Ama artık yaşlanmışım. 🙂  Mutlaka alınması gereken bir kitap değil. Hatta kadın okuyucular daha çok sever diye düşünüyorum.

 

Kitap İnceleme: Ötekiler Arasında

En son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim:

Ben bu kitabı sevmedim.

 

3 günlük şehir dışı seyahatim sırasında okudum bu kitabı. Özellikle bunu seçmiştim çünkü hem ödüllüydü hem de herkes tarafından övülüyordu ve tavsiye ediliyordu. Uçak yolculuğu yapacaksam özellikle neşeli kitapları seçiyorum çünkü uçaktan korkuyorum. Bu yüzden uçak yolculuklarımın yegane yazarı Terry Pratchett’tır. Onun yarattığı evren her daim beni gülümsetiyor. Yolculuk sırasında eşime komik bulduğum kısımları okuyup onun da gülmesini beklerim ama henüz güldüğü olmadı. 🙂 Pratchett konusunda aynı espri düzleminde değiliz sanırım.

Bu kitaba dönersek kısaca: 15 yaşında ve perileri gören bir kızın sayıklamaları.

Kitabın bir yere kadarını kardeşinin ölümünden dolayı travma yaşayıp halüsinasyon gören veya şizofren olduğu için perileri görebildiğini sanan bir kızın günlüğü olarak rahatça okuyabilirsiniz.  Spoiler: “Halalarının da cadı çıkması ile iyice hasta olduğuna kanaat getirmiştim.” Spoiler

Seti ve İhsan Tatari (kitabın çevirmeni) gibi ben de ensest (çok kısa geçse de) muhabbetini anlamlandıramadım. Üstelik kızın bundan etkilenmemiş olmasına ise hiç inanamadım.

Sayfalarca akrabalarını anlatmasını  sevmedim. Kitaba ne katkısı oldu? Hiç! Sayfa israfı bildiğin. Oraları okumadan atladım.

Baş karakter olan kızı sevmedim, zaten yazar tercihlerinde ve bakış açısında da birbirimize benzer çok az yanımız var. Ben de Le Guin’i severim ama Heinlein aşığı olmasını anlayamıyorum. PKD’yi sevmiyor sadece Yüksek Şatodaki Adam kitabının bir ara lafı geçiyor. Zelazny’yi de sevmem mesela ben.Tiptree ile ilgili bazı görüşlerine ise ayrıca uyuz oldum. Kitap kulübünden arkadaşım Göknur ile kitap üzerine konuşurken kızda sinirimi bozan asıl şeyin ne olduğunu ise Göknur’un  “Ben her şeyi biliyorum havalarındaki ergen triplerini hiç sevmem.” demesi üzerine anladım.

Bir de ne hikmetse aşırı derecede başarılı bir kız. Bir aile ferdini kaybetmek büyük bir travmadır ama buna rağmen kızın derslerinde hiçbir kötüleşme olmuyor. Boşanma sürecinde bile çocukların nasıl etkilendiği düşünülürse kızın her derste (matematik hariç) başarılı olması ziyadesiyle saçma.

Bk ve fk severlerin kitapta ne bulduğunu çok iyi görebiliyorum; tüm bk ve fk severlerin bazen hissettiği gibi toplumdan farklı olma ve dışlanmışlık hislerini yansıtıyor (kitabın adı “ötekiler arasında”). Sırf bu dışlanmışlık yüzünden kahramanımız karass kurmak için büyü yapıyor zaten. Ayrıca okuduğu 150’den fazla kitaptan bahsediyor ve içlerinden birini illaki siz de okuduğunuzdan kendinize benzer birisini görüyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu kitabı lisede veya ortaokulda okusaydım eminim çok beğenirdim.

Bana tek faydası Triton’u ve Karanlığın Sol Eli’ni artık okumam gerektiğini hatırlatması oldu.

Naçizane bir liste

Son zamanlarda ” Ölmeden önce ..ması gereken x şey” diye başlayan pek çok kitap çıktı piyasaya. Eminim bunlardan en az biri sizin de gözünüze takılmıştır. Prensip olarak böyle listelerden hoşlanmam. Dışarıdan birinin bana bir şeyi dikte etmesi rahatsız edici geliyor. Çok zaman bu listedekilerle sizin beğendikleriniz de uyuşmaz zaten. Ancak bu tutumuma rağmen fantastik kurgu için başlangıç amacıyla bir liste hazırladım. Adı “ölmeden önce okumanız gereken fk kitapları” değil elbette. Fk okumak isteyenlere Fk’ya giriş niteliğinde bir liste bu. Kimseye de buna bağlı kalmazsanız iyi bir FK okuru olamazsınız demiyorum, demeye de hakkım yok zaten. Bu liste gayet öznel ve benim keyfime göre düzenlenmiştir. Oluştururken neleri dikkate aldın diye soracaksınız tabii ki. Bu fikir aklıma idefix’ten kitap alırken geldi denebilir, hatta direkt araklamışsın bile deseniz rahatsız olmam. :)) Orada oluşturulan FK okuma listesi gördüm. Başlangıç, ileri ve destek olmak üzere 3 bölüme ayrılmış ve popüler olan neredeyse tüm kitaplar listeye alınmış. Bense daha az ve birkaç farklı kitapla, sade ve çeşitli yazarları kapsayacak bir liste yapmaya çalıştım. Bazı yazarları ise sizin keşfetmeniz için dışarıda bıraktım. Bence kendine hitab eden bir yazarı keşfetme anı insana keyif veriyor.

Peki listeyi oluştururken nelere önem verdim? İlk dikkat ettiğim nokta kitapların türkçe çevirisinin bulunmasıydı. Artık pek çok kişi ingilizce biliyor ama bu kişilerin çoğu bir romanı okuduğunda tüm hatlarıyla kavrayacak seviyede ingilizceye sahip değil. Ben kendimi de bu kategoriye soktuğum için orijinaldense çevirileri tercih ediyorum. Biliyorum çevirilerde pek çok şey kaybolabiliyor ancak öbür türlü ben kitabın içine iyice dalamıyorum, dikkatim normalden çabuk dağılıyor. 2. nokta birkaçı hariç sadece okuduğum kitapları bu listeye aldım. Okumadan aldıklarımın ise gerçekten iyi referansları var diyelim. Bir kısmınız ama x kitap da çok güzeldir onu atlamışsınız diyebilir bunu yerinde buluyorum. Ama koymadığım birkaç seri kitapla ilgili açıklamaları aşağıda belirttim zaten. 3. nokta maliyet unsuru, açıkcası kitapların maliyetini göz önünde bulundurdum ve seri olmayan veya tek başına okunduğunda bile kopukluk yaratmayan kitaplara önem verdim. Burada amacım sadece fk’ya giriş niteliğinde iyi kitaplar önermek. Ne kadar daha harcayabileceğine okuyucu kendisi karar versin isterim. Liste herhangi bir beğeni sırasına göre düzenlenmemiştir. Kitapları rastgele sıraladım. Bazı kitaplardan sonra açıklamalara da yer verdim.

Ejderha Mızrağı Serisi – Margaret Weis&Tracy Hickman
Güz Alaca Karanlığının Ejderhaları
Kış Gecesi Ejderhaları
İlkbahar Şafağı Ejderhaları
Fantastik kurgunun daha hareketli tarafını mı yoksa alt okumaları daha bol olan tarafını mı seçeceğinizi belirleyecek olan seri budur. Ne demek istediğimi eğer araya başka şeyler girmezsa bir sonraki yazımda açıklayacağım.

Elenium Serisi – David Eddings
Elmas Taht
Yakut Şövalye
Safir Gül
Sparhawk’tan çok az kişinin nefret edeceğine inanıyorum. Merak ederseniz serinin devamı niteliğinde Tamuli isminde bir seri daha var. Onunla devam edebilirsiniz.

Yüzüklerin Efendisi – J.R.R. Tolkien
Hobbit
Yüzük Kardeşliği
İki kule
Kralın Dönüşü
Söyleyecek bir şeye gerek yok bence.

Yıldız Tozu – Neil Gaiman
Biraz peri masalı gibi gelebilir ama insanın içine umut doldurduğu kesin.

Yerdeniz Beşlemesi – Ursula K. Le Guin

Bu listede yer alan ancak benim okumadığım kitaplar arasında yer alıyor. Neden koyduğuma gelince, Le Guin’in diğer kitaplarını okumuş olmak bile yetti diyebilirim.

Bir Kıyamet Komedisi – Neil Gaiman & Terry Pratchett
Bu da aynı kategoride bir kitap, ama çok yakın bir arkadaşımdan iyi bir referans aldım diyelim.

Cthulhu’nun Çağrısı – H.P. Lovecraft
Biliyorum biraz eski ve korku türüne daha çok uyuyor. Ama koymadan edemedim.

Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana – Ray Bradbury
Çocukluğunuza gideceğinizi ve çocukluk korkularınızı hissedeceğinizi biliyorum.

Amerikan Tanrıları – Neil Gaiman

Tanrılarla yeniden tanışın.

Ejderhanın Gözleri – Stephen King
Flagg’e dikkat edin, böyle kötü adamla her zaman karşılaşamazsınız.

Mort – Terry Pratchett
Her ne kadar DiskDünya serisi içinde yer alsa da kendi başına bile güzel ve okunabiliyor. Kopukluk yaratmıyor. Terry Pratchett’ın esprili dilini diğer yazarlarda bulamazsınız.

Hayvan Çiftliği – George Orwell

Bunların dışında tavsiye etmek istediğim ancak liste dışı bıraktığım iki kitap var. Daha doğrusu bir tanesi öykü. Peter S. Beagle’ın Düş Dünyaları adlı kitapta yer alan Son Tekboynuz hikayesi gerçekten çok güzel ancak kitabın tamamını aynı şekilde beğendiğimi söyleyemeyeceğim için listeye koymadım. Diğer kitap ise aslında iki öyküden oluşuyor ama ana karakteri aynı. Lewis Caroll’ın Alice’inden bahsediyorum. Alice Harikalar Diyarında ve Alice Aynalar Ülkesinde, ki ikincisi Türkiyede pek bilinmez. Bunları listeye koymama sebebim ise çocuk kitabı olarak düşünüp burun kıvırma ihtimaliniz.:) Bu nedenle buraya ekledim onları.

Gelelim listeye koymadığım kitap serilerine. İlki Harry Potter ve bir sürü bilmemnesi. Bu tamamen nereden geldiğini bilmediğim kişisel bir gıcıklıktan kaynaklanmakta ve herhangi bir mantıklı sebebi yok. Bence gidin filmlerini seyredin daha iyi:) Drizzt Do Urden‘ın maceralarının yer almama sebebi, benim henüz okumamış olmam ki bu benim kendi kusurum. Zaman Çarkı serisinin yer alamama sebebi ise tamemen duygusal, 10 kitaba yaklaşan bu seri bütçeleri oldukça zorlayacaktır, bu nedenle başlangıç için iyi bir aday değil. Aynı sebepten dolayı Stephen King’den Kara Kule serisini de liste dışı bıraktım.

Henüz Türkçeye çevrilmemiş çok güzel kitaplar var. Bunlar geldikçe bu listeyi yenileyeceğimi tahmin ediyorum.