E-Kitap okumak ister misiniz?

Yurt dışında her ay bir sürü yeni bk ve fk kitabı çıkıyor ancak bu kitapların çok azının Türkçe’ye çevrilme şansı oluyor. Eğer ingilizce biliyorum ve orijinal dilinde kitap okumak istiyorum, hem de bunu yasal yollarla yapmak istiyorum diyorsanız aşağıda bazı bağlantılar paylaştım. Bunlarla kendinize güzel bir e-kitap arşivi oluşturabilirsiniz.

İlk bağlantı ile 2014 Campbell Ödülü’ne aday olan tüm eserlerin yer aldığı toplama kitaba ulaşıyorsunuz.
Buradan indirebilirsiniz.

İkinci önerim bookbale.com web sitesi.
Bu sitede yanlış hatırlamıyorsam aralık ayında bir toplu kitap satışı olmuştu, şubat ayı için yeni kitaplarla tekrar satış başladı. Mantık şu şekilde işliyor, 6 kitaba min. 2,99$ veya gönlünüzden koparsa daha fazla para veriyorsunuz. Eğer en az 10$ öderseniz de 2 bonus kitap yanında geliyor. Böylece 8 kitabı 10$ (22-23 lira) gibi komik bir fiyata alıyorsunuz. Türkiye’de sahafta bile 3 liraya zor kitap bulabildiğinizi düşünürseniz fiyatın ne kadar uygun olduğunu anlarsınız. Ben geçen sefer 10$ verip 8 kitap almıştım. Bu sefer de aynı şekilde yapmayı düşünüyorum.

Phoenix Pick‘in aylık bedava kitabı:
Bu sitede her ay bir yazarın e-kitabı bedava oluyor. İlk bedava kitabımı Nisan 2011’de indirmişim. O zamandan beri kaç kitap oldu saymadım.

Yazar Augie Foster’dan ve sağlık sorunundan Scalzi’nin bu yazısı ile haberdar olmuştum.

Kendisine destek olmak amacıyla Returning My Sister’s Face isimli kitabını aldım. Ancak siz isterseniz sadece 0,99$’a Nebula ödüllü “Sinner, Baker, Fabulist, Priest; Red Mask, Black Mask, Gentleman, Beast” kitabını alabilirsiniz.

Kendi eserlerine burada bağlantı vermiş.

Galaxy’s Edge:

Editörlüğünü Mike Resnick’in yaptığı online dergi 3 ayda bir yayımlanıyor. İnternet üzerinden okursanız bedava, pdf vb formatta indirmek isterseniz paralı (3.99$). 3 ay içinde her gün bir yazısını okusanız bitirirsiniz zaten. Ne yazık ki eski sayılarına sadece para ödeyerek ulaşıyorsunuz.

Tor.com hikayeleri:

Tor.com sitesinde düzenli olarak online hikayeler yayımlanıyor, ve bunların bir kısmı Hugo, Nebula ödüllerini alıyor. Düzenli olarak bakmanızı tavsiye ederim.

 

Siz de bildiklerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Edge of Tomorrow

Uzun zamandır trailer’ı hoşuma giden bir bilim kurgu filmi ile karşılaşmamıştım.

Film Hiroshi Sakurazaka’nın “All You Need is Kill” isimli romanından uyarlanmış. Tom Cruise uzaylı istilasına karşı savaşıyor ancak her ölüşünde kendini tekrar savaşın içinde buluyor. Bu yaşamların birinde kadın bir asker ile karşılaşıyor ve bu noktada işlerin akışı değişiyor. Konusu ilk anda Groundhog Day’i hatırlattı bana. Açıkcası bu tip döngüye hapsolma hikayelerinin çoğunu seviyorum. Sizin yorumunuz nedir?

Kısa Kitap Yorumları

Yoğun hayatım sonunda bittiğine göre başımı kaldırıp hobilerime yönelebilirim artık.

Şimdi geçmişte okuduğum kitaplarla ilgili kısa kısa fikirlerimi paylaşacağım. Umarım uzun yazılarımı da yakında yazabileceğim.

Duma Adası (Duma Key) – Stephen King

King’in yeni çıkan her kitabını hemen alıp okuyan ben, son 4-5 senedir Stephen külliyatının gerisinde kalıyordum, yakalamak için (hem de kankadan aldığım kitapları iade edebilmek için) King’e öncelik verdim. Geçenlerde bir yerlerde King’in en çok ergenlik döneminde okunduğunu ve keyif alındığını yazmıştı birileri. Son dönemde ben de böyle hissetmeye başladığımı biliyorum. Eski tadı alamıyorum. Ya yaşım ilerlediğinden oluyor ya da artık okuyacak çok şey var ondan… Okurkenki tekinsizlik hissini hala vermeye devam ediyor aslında, gece ikide salonda kitabı okurken, kahramanın salonunda birden beliren adam ödümü patlatabiliyor hala.

Duma

Daha da etkilendiğim şey ise arabasının içinde kahramanın sağ tarafının vinç tarafından nasıl ezildiğini anlattığı bölüm oldu. Okumak istemedim çünkü bildiğin kahramanla birlikte ben de arabanın içinde sıkışıyordum, okumak istedim de aynı zamanda çünkü korkaklık yapmak istemedim.

Kitabın sonunu toparlasa da bence 200 sayfa daha az olabilirdi, tasvirlere boğulmamış olsa da bu kadar sayfa arasında karakterlerin pek bir derinliği oluşmamış.  Nette çok güzel olduğuna dair çok yorum okudum ama bir şaheser değil.

 

Cep (Cell) – Stephen King

“Cep telefonlarına gelen bir arama tüm insanları gündüz gezen, geceleri ise uyuyan zombiyle çevirir, bu kıyamet sonrası ortamda kurtulanlar yaratıklara karşı mücadele verirler.”

Cep telefonları ilk çıktığı dönemde okusaydım daha ürkütücü gelebilirmiş. Ayrıca son zombi filmleri ve dizilerinin kalitesi düşünüldüğünde konu olarak zayıf kalıyor. Sonunda ne olacak diye merak ettiğim doğrudur ama yine bir şaheser değil.

Harmony – Project Itoh

Tüm bu kitapların içinde en çok ama en çok bu kitabı sevdim, bittiğinde yazarın başka kitaplarını da okumak istediğimde üzücü bir durumla karşılaştım. 34 yaşında kanserden öldüğünü öğrendim, üstelik hasta yatağında yazmış bu kitabı.

itoh

Nereden bulduğuma gelirsek; PKD ödülünü aldığını duyduktan sonra bir şekilde e-kitabını buldum diyelim.

Nükleer bir savaştan sonra insanlık kontrolü devletlerden alıp sağlık örgütlerine devreder. Her insana WatchMe adı verilen 7/24 sağlığını kontrol eden nano teknolojik bir alet takılır. Bu alet aynı zamanda sosyal ağa bağlanmayı da sağlamaktadır. Herkes sağlıklıdır, kiloları kontrol altındadır, ayrıca sağlık durumları da dışarıdan görülebilir haldedir. Tabii bu sadece hikayenin geçtiği Japonya vb ülkeler için geçerli. Her şeyin güzel göründüğü bu ortamdan aslında memnun olmayan 3 kızdan birinin bakış açısıyla görüyoruz hikayeyi. Kahramanın geçmişinde yaşadıkları şimdiki zamanda çalıştığı dünya sağlık örgütünü ilgilendiren bir krize bağlanınca geçmişe gel-gitlerle hikayeyi takip ediyoruz. Bir de kitabın içinde duygu durumu gösteren html kodu gibi duran kısımlar var:

<anger>
Don’t do that, Mom.
</anger>

Bunların anlamını uzunca bir süre çözemiyorsunuz ama anladığınızda etkileyici oluyor.

Kitap birçok şeyi sorgulamanıza yol açıyor. Sağlık adı altında her şeyin izlenmesi ve
kontrol altına alınmaya çalışılması şimdilerde ülkede yaşananların abartılmış bir versiyonu gibi. Yine bilim-kurgudan eksik olmayan özgür irade sorusu da karşımıza çıkıyor. Bulabilirseniz tavsiye ederim.

Derviş Evi – Ian Mcdonald (The Dervish House, 2011 Hugo Adayı)

84991-Dervis-Evi

Kitabın üzerinden 2 yıla yakın zaman geçti ancak şimdi bahsedebiliyorum. Bu nedenle daha kısa olacak yorumum. Birçok karakter var hikayede ama hepsi aslında Derviş evi denen eski bir tekkenin içine yapılmış ortak avluyu paylaşan evlerde oturuyorlar. Bu ana bağlantı noktası. Sonrasında tramvayda canlı bomba patlamasının, bunu gören küçük çocuğun ve ona yardım etmeye çalışan ekonomi hocasının, borsada vurgun yapmaya çalışan beyaz yakalı adamın, büyük şehirdeki özgürlüğünü kaybetmek istemeyen küçük şehirli kızın çabalarının ve mellified man denen mumyayı arayan kadının hikayelerinin birleşmesini okuyoruz. Gerçekten çok hoşuma gitti. Yazarın bizleri iyi gözlemlediğini düşünüyorum. Sanki Türk bir yazarın kitabını okur gibi hissettim. İçinde yer alan bir felaket teorisi ise Boğaz Köprüsü’nden her geçişimde aklıma geliyor. Ben beğendim ama beğenmeyeni de çok var.

Sizin okuduğunuz varsa yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

Zoo City – Hayvanlılar Şehri

Birçoğumuzun önce bilim kurgu  ve fantastiğin klasiklerini bir okuyayım yeni kitaplara sonra geçerim diye düşündüğünü biliyorum. Ancak bu mantık yurt dışında piyasaya çıkan yeni eserleri geriden takip etmemize neden oluyor. Bu nedenle ben hem eskileri hem de yenileri aynı anda idare etmeye çalışıyorum. Ayrıca son dönemde yayın evleri yeni çıkan ve ödüllü kitapları çevirmeye başladı da, Türk spekülatif kurgu severler de günceli takip etme fırsatı yakaladı. Bu eserlerin arasından birçok kitabı Türkçe’ye çevrilmeden okumuş olmama rağmen, onlara dair yazıları kitaplar yayımlanmadan yazmayı henüz başaramamıştım. Yaşlı Adamın Savaşı bunların başında gelenlerden birisi. Ancak bu sefer bu kitabın piyasaya çıkacağını öğrenir öğrenmez işe koyuldum.

Kitap İnceleme: The Accidental Time Machine

The Accidental Time Machine

 

Bu haftanın kitabı yine bir bilim kurgu. Zamanda yolculuk makalemi yazarken varlığından haberdar olduğum bu kitabı okumaya ancak vakit bulabildim. Öncelikle şunu söylemeliyim henüz Türkçe’ye çevrilmedi, bu nedenle okumak istiyorsanız yurt dışından sipariş etmek durumundasınız. Joe Haldeman’ın ismini İthaki’den yayımlanan Bitmeyen Savaş ve Bitmeyen Barış kitaplarından hatırlıyor olabilirsiniz.  Ben henüz onları okumadım ama bu kitaptan sonra okuma listemde ön sıralara çekebilirim.

Okumaya devam et “Kitap İnceleme: The Accidental Time Machine”

Senin Düş Haritan Var mı?

Perdido Street Station original cover art

Ben bir düş dünyasında yaşıyorum. Bugün Müge’nin de izniyle atladım dünyamın haritasını sizlerin karşısına geçtim. Ben bilim kurgu ve fantastik üzerine kafa yorarım. Küçüklükten kalma bir aksaklık benimki, dünyayı hep hayalperest gözlüklerle görüyorum. Sanırım bu sayede daha da mutlu oldum. Çünkü olabilecek bir çok kötü olayı ve iyisini okuduğum satırlarda yaşadım. O süreçte şunu fark ettim.

Bizler, Türkiye’de yaşayanlar fantastik insanlarız. Masallar ve efsaneler her köşebaşını tutmuş. Belki sizin benim gibi mezarlıkta havada asılı duran parlak bir cisim görünce ateş eden avcı bir akrabası yoktur. Ya da dedemlerin köyüne bir şey musallat olmuş ve iki çobanı götürmüş diyen üniversitede bir arkadaşınız olmamıştır. Ancak eminim sizin de en azından nineniz ya da dedeniz veya anneniz masallar, efsaneler anlatmıştır.

Peki fantastikle dolu hayatımızda, fantastiğin ne olduğunu merak edip de düşündük mü? Sanırım çoğunuzun bu soruya cevabı hayır olacak. Fantastiğin masallarda başlayıp bittiğini düşünen ya da sadece ejderhaların, kılıcın ve büyünün alemlerinde var olduğunu düşünenleriniz vardır. Halbuki fantastik geniş bir düş denizinde milyonlarca minik adada yaşar. Fantastiğin içinde kırlar ve ormanlar yerine şehirde geçen hikayeler de vardır, bilim kurgu yağmurlarında yıkanıp ikisi de olmayanı da. Fantastiğin içinde anlaşılmaz ve garip olan da, geçmişe özenen ve buharlı makinelerin ışığında yayılanı da vardır. Fantastiğin içinde iliklerinize yavaşça işleyen efsun da vardır, sadece sihrin hüküm sürdüğü dünyalar da vardır.

Her alem içinde başka alemler de barındırır. Kültürlere göre değişir fantastik, ama zamanında ünlü bir edebiyatçının söylediği gibi iki türe indirgenebilir de.

  • Kahraman bir yolculuğa çıkar ve maceralar yaşar,
  • Kahramanın yanına bir şey gelir ve macera yaşar.

Peki bu maceranın içinde biz Türkiye’de yaşayan hayalperestlerin işi ne? Bu sorunun cevabı neyi düşlediğimizde saklı. Düşlerimizi kendi yöntemlerimizle anlatabilmemiz ve onları okutabilmemiz gerekli. Bunun için de bizden önce düş kurmuşları tanımamız gerekli. Onları tanımalıyız ki anlatımda buldukları teknikleri öğrenebilelim. Onları tanımalıyız ki onların düşlerinin bizde yansımaları var mı görelim. Onları tanımalıyız ki bilginin ve kültürlerin iç içe geçtiği şu ilginç zamanlarda kendimizi bulabilelim.

Ne yazık ki dünyadaki tüm dillerde basılan tüm fantastik eserleri ya da onların en iyilerini dilimizde göremiyoruz. Çok dar bir türe sıkışmış fantastik kitaplar arasından seçim yapmaya yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Bu sıkıntıyı aşmalı ve dünyadaki düşlere dokunmayı öğrenmeliyiz. Bu toprakların fantastiğini ya da bilim kurgusunu yapmak için önce dünyanın bilim kurgu veya fantastiğini öğrenmeliyiz.

İyi okumalar, düş haritanızda yeni kıtalar bulmanız dileğiyle.

Gökçe Mehmet AY

http://turkcebkf.wordpress.com

Kitap İnceleme: Anadolu Korku Öyküleri

Bir önceki kitap değerlendirmem bizden korkularla ilgiliydi, buradan okuyabilirsiniz. Bütünlüğü bozmamak için 2010 kitap fuarından aldığım Anadolu Korku Öyküleri ile devam edeyim dedim.

Eserin üzerinde bol emek harcandığı ve çalışıldığı belli. Giovanni Bey’in önsöz yazması da bunu destekler nitelikte zaten. Sanırım ikincisini çıkarmayı planlıyorlar ancak ne zaman okuyabiliriz bir bilgim yok.

Genelde kitaplarımı serviste veya yatmadan önce okuyorum, bu kitabı gece okumaktan ilk anda kaçınsam da sonradan bunun yersiz olduğunu gördüm. Senelerdir Stephen King okumaktan sanırım biraz bağışıklık kazandım. :)

Kitap altı bizden – yerel korku öğeleri- öykü içeriyor. Genel olarak beğendim diyebilirim. Sırayla hepsine değinmeye çalıştım.

 

Karatepe – Koray Günyaşar

Okumak için gittiği kentte tutunamayıp köye dönen gencin orada yaşadıklarını anlatan bi hikaye. Kitapta en az hoşuma giden bu öykü oldu. Bir olay hikayesinden çok durum hikayesi gibiydi ve öykü bittiğinde bir şeyler eksik kalmış gibi hissettim.

 

Gerçekte Onlar Hayvanlar Gibidir… – Ayşegül Nergis

Bir ilçedeki devlet hastanesine atanan doktorun amcasına ait bir köy evinde kalmasıve bu köyde yaşadığı tuhaflıkların anlatıldığını söyleyebilirim. Hikayenin konusunu ilgi çekici buldum fakat akışta bazı atlamalar var gibiydi. Mantık hatası gibi değil belki ama akışta anlatılması gereken bazı noktalar açıklanması güç olacağı veya hikayeyi karmaşıklaştırıp uzatacağı için atlanmış gibiydi. Mesela hastanede çalışmasına rağmen kimseyle arkadaş olmaması benim tuhafıma gitti. Üstelik hikayenin ortasından sonunun tahmin edilebilir olması da okuma zevkini azalttı diyebilirim.

 

Kuyu – Demokan Atasoy

Köydekiler tarafından hem dışlanan hem de gizli gizli yardımı talep edilen Anşa adlı bir kadının ve tüm bir köyün yaşadıklarının öyküsü. Farklı olana duyulan tepkinin, dışlayışın işlendiği güzel bir öykü. İnsanlara dair başarılı gözlemler içeriyor ve sonu da gayet şaşırtıcı. Beğendiğim öykülerden biri oldu.

 

Gelin Otu – Işıl Beril Tetik

Öykünün yarattığı heyecanla hızlıca okuyup bitirdim. Okuma zevkinizi bozmadan anlatmam gerekirse; Türk korku öykülerinde yer alan canavarlardan biri kullanılmış. Senelerce önce bu yaratığı ilk duyduğumda hiç korkutucu gelmemişti. Ancak bu öykü ile beraber ne kadar rahatsız edici olabileceğini gördüm. :)

 

Cevizin Gölgesi Hain Olur – Kayra “Keri” Küpçü

bir çobanın dağın başındaki ceviz ağacının altında ölmüş sevdiğiyle yeniden karşılaşması anlatılmış. Öykü bittiğinde bir hikaye değil de bir köy efsanesini okumuşum gibi geldi.

 

Güzay’ın Bin Dilek Ağacı – Galip Dursun

Garip rüyalar gören Zeynep’in rüyalarının kaynağını bulup bunlara bir son verme çabası anlatılmış. Ancak bazı noktalarda kopmalar yaşadım diyebilirim. Bazı olayların neden gerçekleştiğini açık bir şekilde anlayamadım. Ama bunlar dışında gerçekten hoşuma giden bir öykü okudum diyebilirim.