Kısa Kitap Yorumları

Yoğun hayatım sonunda bittiğine göre başımı kaldırıp hobilerime yönelebilirim artık.

Şimdi geçmişte okuduğum kitaplarla ilgili kısa kısa fikirlerimi paylaşacağım. Umarım uzun yazılarımı da yakında yazabileceğim.

Duma Adası (Duma Key) – Stephen King

King’in yeni çıkan her kitabını hemen alıp okuyan ben, son 4-5 senedir Stephen külliyatının gerisinde kalıyordum, yakalamak için (hem de kankadan aldığım kitapları iade edebilmek için) King’e öncelik verdim. Geçenlerde bir yerlerde King’in en çok ergenlik döneminde okunduğunu ve keyif alındığını yazmıştı birileri. Son dönemde ben de böyle hissetmeye başladığımı biliyorum. Eski tadı alamıyorum. Ya yaşım ilerlediğinden oluyor ya da artık okuyacak çok şey var ondan… Okurkenki tekinsizlik hissini hala vermeye devam ediyor aslında, gece ikide salonda kitabı okurken, kahramanın salonunda birden beliren adam ödümü patlatabiliyor hala.

Duma

Daha da etkilendiğim şey ise arabasının içinde kahramanın sağ tarafının vinç tarafından nasıl ezildiğini anlattığı bölüm oldu. Okumak istemedim çünkü bildiğin kahramanla birlikte ben de arabanın içinde sıkışıyordum, okumak istedim de aynı zamanda çünkü korkaklık yapmak istemedim.

Kitabın sonunu toparlasa da bence 200 sayfa daha az olabilirdi, tasvirlere boğulmamış olsa da bu kadar sayfa arasında karakterlerin pek bir derinliği oluşmamış.  Nette çok güzel olduğuna dair çok yorum okudum ama bir şaheser değil.

 

Cep (Cell) – Stephen King

“Cep telefonlarına gelen bir arama tüm insanları gündüz gezen, geceleri ise uyuyan zombiyle çevirir, bu kıyamet sonrası ortamda kurtulanlar yaratıklara karşı mücadele verirler.”

Cep telefonları ilk çıktığı dönemde okusaydım daha ürkütücü gelebilirmiş. Ayrıca son zombi filmleri ve dizilerinin kalitesi düşünüldüğünde konu olarak zayıf kalıyor. Sonunda ne olacak diye merak ettiğim doğrudur ama yine bir şaheser değil.

Harmony – Project Itoh

Tüm bu kitapların içinde en çok ama en çok bu kitabı sevdim, bittiğinde yazarın başka kitaplarını da okumak istediğimde üzücü bir durumla karşılaştım. 34 yaşında kanserden öldüğünü öğrendim, üstelik hasta yatağında yazmış bu kitabı.

itoh

Nereden bulduğuma gelirsek; PKD ödülünü aldığını duyduktan sonra bir şekilde e-kitabını buldum diyelim.

Nükleer bir savaştan sonra insanlık kontrolü devletlerden alıp sağlık örgütlerine devreder. Her insana WatchMe adı verilen 7/24 sağlığını kontrol eden nano teknolojik bir alet takılır. Bu alet aynı zamanda sosyal ağa bağlanmayı da sağlamaktadır. Herkes sağlıklıdır, kiloları kontrol altındadır, ayrıca sağlık durumları da dışarıdan görülebilir haldedir. Tabii bu sadece hikayenin geçtiği Japonya vb ülkeler için geçerli. Her şeyin güzel göründüğü bu ortamdan aslında memnun olmayan 3 kızdan birinin bakış açısıyla görüyoruz hikayeyi. Kahramanın geçmişinde yaşadıkları şimdiki zamanda çalıştığı dünya sağlık örgütünü ilgilendiren bir krize bağlanınca geçmişe gel-gitlerle hikayeyi takip ediyoruz. Bir de kitabın içinde duygu durumu gösteren html kodu gibi duran kısımlar var:

<anger>
Don’t do that, Mom.
</anger>

Bunların anlamını uzunca bir süre çözemiyorsunuz ama anladığınızda etkileyici oluyor.

Kitap birçok şeyi sorgulamanıza yol açıyor. Sağlık adı altında her şeyin izlenmesi ve
kontrol altına alınmaya çalışılması şimdilerde ülkede yaşananların abartılmış bir versiyonu gibi. Yine bilim-kurgudan eksik olmayan özgür irade sorusu da karşımıza çıkıyor. Bulabilirseniz tavsiye ederim.

Derviş Evi – Ian Mcdonald (The Dervish House, 2011 Hugo Adayı)

84991-Dervis-Evi

Kitabın üzerinden 2 yıla yakın zaman geçti ancak şimdi bahsedebiliyorum. Bu nedenle daha kısa olacak yorumum. Birçok karakter var hikayede ama hepsi aslında Derviş evi denen eski bir tekkenin içine yapılmış ortak avluyu paylaşan evlerde oturuyorlar. Bu ana bağlantı noktası. Sonrasında tramvayda canlı bomba patlamasının, bunu gören küçük çocuğun ve ona yardım etmeye çalışan ekonomi hocasının, borsada vurgun yapmaya çalışan beyaz yakalı adamın, büyük şehirdeki özgürlüğünü kaybetmek istemeyen küçük şehirli kızın çabalarının ve mellified man denen mumyayı arayan kadının hikayelerinin birleşmesini okuyoruz. Gerçekten çok hoşuma gitti. Yazarın bizleri iyi gözlemlediğini düşünüyorum. Sanki Türk bir yazarın kitabını okur gibi hissettim. İçinde yer alan bir felaket teorisi ise Boğaz Köprüsü’nden her geçişimde aklıma geliyor. Ben beğendim ama beğenmeyeni de çok var.

Sizin okuduğunuz varsa yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir