Zoo City – Hayvanlılar Şehri

Birçoğumuzun önce bilim kurgu  ve fantastiğin klasiklerini bir okuyayım yeni kitaplara sonra geçerim diye düşündüğünü biliyorum. Ancak bu mantık yurt dışında piyasaya çıkan yeni eserleri geriden takip etmemize neden oluyor. Bu nedenle ben hem eskileri hem de yenileri aynı anda idare etmeye çalışıyorum. Ayrıca son dönemde yayın evleri yeni çıkan ve ödüllü kitapları çevirmeye başladı da, Türk spekülatif kurgu severler de günceli takip etme fırsatı yakaladı. Bu eserlerin arasından birçok kitabı Türkçe’ye çevrilmeden okumuş olmama rağmen, onlara dair yazıları kitaplar yayımlanmadan yazmayı henüz başaramamıştım. Yaşlı Adamın Savaşı bunların başında gelenlerden birisi. Ancak bu sefer bu kitabın piyasaya çıkacağını öğrenir öğrenmez işe koyuldum.
Posted in Genel | Leave a comment

Yine Stephen King Haberleri

Daha önce şu yazımda duyurduğum Stephen King kısa hikayesi Korku Yazarları Derneği tarafından da beğenilmiş ki 2011 yılı Bram Stoker ödüllerinde Superior Achievement in Short Fiction dalında ödüle layık görülmüş. Bu linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

Posted in Genel | 1 Comment

Kitap İnceleme: The Accidental Time Machine

The Accidental Time Machine

 

Bu haftanın kitabı yine bir bilim kurgu. Zamanda yolculuk makalemi yazarken varlığından haberdar olduğum bu kitabı okumaya ancak vakit bulabildim. Öncelikle şunu söylemeliyim henüz Türkçe’ye çevrilmedi, bu nedenle okumak istiyorsanız yurt dışından sipariş etmek durumundasınız. Joe Haldeman’ın ismini İthaki’den yayımlanan Bitmeyen Savaş ve Bitmeyen Barış kitaplarından hatırlıyor olabilirsiniz.  Ben henüz onları okumadım ama bu kitaptan sonra okuma listemde ön sıralara çekebilirim.

Continue reading

Posted in Kitap İnceleme | Tagged , , | Leave a comment

Spekülatif Kurgunun Kozmetik ile Buluşması

Hayatımda hobi diyebileceğim iki şey var, biri bu blogda sizinle paylaştığım bilim kurgu ve fantastik edebiyata duyduğum ilgi diğeri ise kozmetik ürünlerine duyduğum merak!

Şaşırtıcı geldiğini tahmin edebiliyorum, ilk dönemlerinde geçici bir hevestir diye düşünmüştüm ancak iki yılın sonunda kozmetiğe duyduğum heyecanımdan pek bir şey kaybetmedim :)

Soldaki görsel, China Glaze isimli oje markasının The Hunger Games (Açlık Oyunları) kitap serisinden esinlenerek oluşturduğu oje koleksiyonundaki renkleri gösteren kartela. Açlık Oyunları’nı henüz okumadım ama bu aralar bizim şirkette çok okunanlar arasına girdi diyebilirim. Bu tip kitapları okumasını beklemeyeceğim insanlar bile beğenerek okuduklarını söylediler. Sizin bu kitaplar hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum doğrusu. Okuyanlar yorumlarını paylaşırsa sevinirim.

Bu koleksiyonu görünce iki sevdiğim şeyi birleştiren başka ne gibi çalışmalar olmuş diye merak edip biraz araştırma yaptım. Sadece iki örnek daha bulabildim, aklına başka örnekler gelenler paylaşırsa sevinirim.

Tarte for True Blood

Tarte makyaj ürünleri ile bilinen bir marka. Bu yaz da True Blood dizisi için bir koleksiyon hazırlamış. Her ne kadar bu görselde yer almasa da yanaklar ve dudaklar için kan kırmızısı renklerde ürünler seçilmiş. :) Ben True Blood’ı hiç izlemedim açıkçası ama oldukça popüler olduğundan haberim var.

Neo Sci Fi

 

 

 

 

Bu görsel ise Mac markasının 2008 yılında piyasaya sürdüğü Neo Sci Fi koleksiyonundan alınma. Model size de Star Trek (Uzay Yolu) dizisindeki Uhura’yı anımsatmadı mı? Kozmetiğe ilgim 2009′da başladığından bu koleksiyondan herhangi bir ürün elimde bulunmuyor. Ama China Glaze ojelerden rengi hoşuma giden olursa alabilirim :)

Burada küçük bir ekleme yapmak istiyorum; kozmetik şirketleri de tekstil firmaları gibi koleksiyon bazlı çalışıyorlar artık. Bu nedenle eskiden üretilen ürünlerin yeniden satışa çıkması çok sık görülmüyor.

Umarım bu yazımla kadın spekülatif kurgu sevenlerin dikkatini çekebilmişimdir.

Posted in bilim kurgu, dizi, Genel | Tagged , , , | Leave a comment

Steampunk Videolar

Aylaaar önce yazdığım şu yazıda Feridun Düzağaç’ın steampunk temalı klibini izleyip yorum yapacağımı belirtmiştim. Şimdi izledim, şimdi yorum yapıyorum; olmamış!

Steampunk öğesi olarak sadece bronz bir duş teknesi gibi bir aparat görülüyor klipte. F.d aparatın içine girerek şarkı söylüyor. Aparata genelde taharet musluklarını açmak için kullanılan küçük kırmızı vanalar ve 3-5 boru bağlanmış. Klibin hikayesini ise hiç anlamadım; uzun masanın karşılıklı 2 ucunda dişi ve erkek kişiler birbirlerine bakıp soyunuyorlar?? sonra abla çürük elmayı kesip abiye veriyor, 2:12 de göreceğiniz üzere F.D ellerini yoooo dostum yapma bunu der gibi bir hale sokuyor ve yüzünü ekşitiyor devamında da zaten abinin çürük elmayı ısırdığını görüyoruz :)  Abi elmayı yiyince zehirleniyor ve abla tarafından önce steampunk duş teknesine sokuluyor, sonra da küvette bir taşım bastırılıyor. -Son-

Sanmayın ki Feridun’a gıcığım var, aksine çok severim kendisini.

Justin Bieber diye bir velet gereksiz yere popüler oldu ya, işte bu arkadaş gitmiş yeni yıl temalı steampunk öğeleri içeren bir video çekmiş. tor.com’da çok komik bir yorum vardı bununla ilgili paylaşmak isterim:

1. IanPJohnson

You understand what this means, people…STEAMPUNK HAS GONE MAINSTREAM. 

Quick, all you SFF hipsters: it’s time to migrate to a completely new subgenre that I just invented right now: SWIFTPUNK, in which we take inspiration from Gulliver’s Travels and create artifacts and dress up in costumes based on early 18th-century proto-SF, specifically dreaming up crazy-ass stuff from book three, the one where Gulliver goes to Laputa and eventually ends up in Japan. 

It will be AWESOME.

Son olarak tam da steampunk olmayan bir videodan bahsedeceğim. Şarkı zaten tek başına klasik aşk şarkılarından farklı ama klibi de sözlere uyumlu olarak çekilmiş. “Kalbi atan ölü bedenlerdi hepsi” gibi bir cümleyi daha önce hangi Türkçe şarkıda duydunuz? Zombi içerikli steampunk esintili klipten sonra Model’den artık ejderhalı bir şeyler bekliyorum.

Posted in Genel | Leave a comment

Senin Düş Haritan Var mı?

Perdido Street Station original cover art

Ben bir düş dünyasında yaşıyorum. Bugün Müge’nin de izniyle atladım dünyamın haritasını sizlerin karşısına geçtim. Ben bilim kurgu ve fantastik üzerine kafa yorarım. Küçüklükten kalma bir aksaklık benimki, dünyayı hep hayalperest gözlüklerle görüyorum. Sanırım bu sayede daha da mutlu oldum. Çünkü olabilecek bir çok kötü olayı ve iyisini okuduğum satırlarda yaşadım. O süreçte şunu fark ettim.

Bizler, Türkiye’de yaşayanlar fantastik insanlarız. Masallar ve efsaneler her köşebaşını tutmuş. Belki sizin benim gibi mezarlıkta havada asılı duran parlak bir cisim görünce ateş eden avcı bir akrabası yoktur. Ya da dedemlerin köyüne bir şey musallat olmuş ve iki çobanı götürmüş diyen üniversitede bir arkadaşınız olmamıştır. Ancak eminim sizin de en azından nineniz ya da dedeniz veya anneniz masallar, efsaneler anlatmıştır.

Peki fantastikle dolu hayatımızda, fantastiğin ne olduğunu merak edip de düşündük mü? Sanırım çoğunuzun bu soruya cevabı hayır olacak. Fantastiğin masallarda başlayıp bittiğini düşünen ya da sadece ejderhaların, kılıcın ve büyünün alemlerinde var olduğunu düşünenleriniz vardır. Halbuki fantastik geniş bir düş denizinde milyonlarca minik adada yaşar. Fantastiğin içinde kırlar ve ormanlar yerine şehirde geçen hikayeler de vardır, bilim kurgu yağmurlarında yıkanıp ikisi de olmayanı da. Fantastiğin içinde anlaşılmaz ve garip olan da, geçmişe özenen ve buharlı makinelerin ışığında yayılanı da vardır. Fantastiğin içinde iliklerinize yavaşça işleyen efsun da vardır, sadece sihrin hüküm sürdüğü dünyalar da vardır.

Her alem içinde başka alemler de barındırır. Kültürlere göre değişir fantastik, ama zamanında ünlü bir edebiyatçının söylediği gibi iki türe indirgenebilir de.

  • Kahraman bir yolculuğa çıkar ve maceralar yaşar,
  • Kahramanın yanına bir şey gelir ve macera yaşar.

Peki bu maceranın içinde biz Türkiye’de yaşayan hayalperestlerin işi ne? Bu sorunun cevabı neyi düşlediğimizde saklı. Düşlerimizi kendi yöntemlerimizle anlatabilmemiz ve onları okutabilmemiz gerekli. Bunun için de bizden önce düş kurmuşları tanımamız gerekli. Onları tanımalıyız ki anlatımda buldukları teknikleri öğrenebilelim. Onları tanımalıyız ki onların düşlerinin bizde yansımaları var mı görelim. Onları tanımalıyız ki bilginin ve kültürlerin iç içe geçtiği şu ilginç zamanlarda kendimizi bulabilelim.

Ne yazık ki dünyadaki tüm dillerde basılan tüm fantastik eserleri ya da onların en iyilerini dilimizde göremiyoruz. Çok dar bir türe sıkışmış fantastik kitaplar arasından seçim yapmaya yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Bu sıkıntıyı aşmalı ve dünyadaki düşlere dokunmayı öğrenmeliyiz. Bu toprakların fantastiğini ya da bilim kurgusunu yapmak için önce dünyanın bilim kurgu veya fantastiğini öğrenmeliyiz.

İyi okumalar, düş haritanızda yeni kıtalar bulmanız dileğiyle.

Gökçe Mehmet AY

http://turkcebkf.wordpress.com

Posted in Genel | Leave a comment

Bunun için mi bıraktın yani?

Bildiğin zibidi olmuş! Doctor Who’yu bu filmlerde oynamak için mi bıraktın yani?

Posted in Genel | Leave a comment

Kitap İnceleme: Anadolu Korku Öyküleri

Bir önceki kitap değerlendirmem bizden korkularla ilgiliydi, buradan okuyabilirsiniz. Bütünlüğü bozmamak için 2010 kitap fuarından aldığım Anadolu Korku Öyküleri ile devam edeyim dedim.

Eserin üzerinde bol emek harcandığı ve çalışıldığı belli. Giovanni Bey’in önsöz yazması da bunu destekler nitelikte zaten. Sanırım ikincisini çıkarmayı planlıyorlar ancak ne zaman okuyabiliriz bir bilgim yok.

Genelde kitaplarımı serviste veya yatmadan önce okuyorum, bu kitabı gece okumaktan ilk anda kaçınsam da sonradan bunun yersiz olduğunu gördüm. Senelerdir Stephen King okumaktan sanırım biraz bağışıklık kazandım. :)

Kitap altı bizden – yerel korku öğeleri- öykü içeriyor. Genel olarak beğendim diyebilirim. Sırayla hepsine değinmeye çalıştım.

 

Karatepe – Koray Günyaşar

Okumak için gittiği kentte tutunamayıp köye dönen gencin orada yaşadıklarını anlatan bi hikaye. Kitapta en az hoşuma giden bu öykü oldu. Bir olay hikayesinden çok durum hikayesi gibiydi ve öykü bittiğinde bir şeyler eksik kalmış gibi hissettim.

 

Gerçekte Onlar Hayvanlar Gibidir… – Ayşegül Nergis

Bir ilçedeki devlet hastanesine atanan doktorun amcasına ait bir köy evinde kalmasıve bu köyde yaşadığı tuhaflıkların anlatıldığını söyleyebilirim. Hikayenin konusunu ilgi çekici buldum fakat akışta bazı atlamalar var gibiydi. Mantık hatası gibi değil belki ama akışta anlatılması gereken bazı noktalar açıklanması güç olacağı veya hikayeyi karmaşıklaştırıp uzatacağı için atlanmış gibiydi. Mesela hastanede çalışmasına rağmen kimseyle arkadaş olmaması benim tuhafıma gitti. Üstelik hikayenin ortasından sonunun tahmin edilebilir olması da okuma zevkini azalttı diyebilirim.

 

Kuyu – Demokan Atasoy

Köydekiler tarafından hem dışlanan hem de gizli gizli yardımı talep edilen Anşa adlı bir kadının ve tüm bir köyün yaşadıklarının öyküsü. Farklı olana duyulan tepkinin, dışlayışın işlendiği güzel bir öykü. İnsanlara dair başarılı gözlemler içeriyor ve sonu da gayet şaşırtıcı. Beğendiğim öykülerden biri oldu.

 

Gelin Otu – Işıl Beril Tetik

Öykünün yarattığı heyecanla hızlıca okuyup bitirdim. Okuma zevkinizi bozmadan anlatmam gerekirse; Türk korku öykülerinde yer alan canavarlardan biri kullanılmış. Senelerce önce bu yaratığı ilk duyduğumda hiç korkutucu gelmemişti. Ancak bu öykü ile beraber ne kadar rahatsız edici olabileceğini gördüm. :)

 

Cevizin Gölgesi Hain Olur – Kayra “Keri” Küpçü

bir çobanın dağın başındaki ceviz ağacının altında ölmüş sevdiğiyle yeniden karşılaşması anlatılmış. Öykü bittiğinde bir hikaye değil de bir köy efsanesini okumuşum gibi geldi.

 

Güzay’ın Bin Dilek Ağacı – Galip Dursun

Garip rüyalar gören Zeynep’in rüyalarının kaynağını bulup bunlara bir son verme çabası anlatılmış. Ancak bazı noktalarda kopmalar yaşadım diyebilirim. Bazı olayların neden gerçekleştiğini açık bir şekilde anlayamadım. Ama bunlar dışında gerçekten hoşuma giden bir öykü okudum diyebilirim.

Posted in Genel | Leave a comment

Kitap İnceleme: Zaman Yolcusunun Karısı

Bu kitap şimdiye kadar okuduğum en uzun İngilizce roman oldu. :) 559 sayfa! İngilizcesi kolay ve anlaşılırdı, sadece bazı tasvir bölümlerini atladığımı söyleyebilirim. Kitap yazarın ilk romanı olmasına rağmen Arthur C. Clarke ve Locus gibi ödüllere aday gösterilmiş.

Zaman yolculuğu beklerken aşk romanı çıktı!

Evet, gazete manşeti gibi oldu farkındayım ama gerçek bu!

Bu hikayede zaman yolculuğu aşkı anlatmak için fon olarak kullanılmış, zaman yolculuğunun nasıl gerçekleştiği veya çalışma prensibi açıklanmıyor. Bilim kurguya dahil tek şey de bu zaten, kalanı bir aşk romanından farksız.
Zaman yolculuğu hikayelerinin muzdarip olduğu paradokslardan bootstrap paradoksunu içeriyor.  Mesela Henry’nin (başkahraman) kendi gençliğine hırsızlık metotlarını öğretme kısmında bunu görebilirsiniz, asıl bilginin nereden geldiği anlaşılamıyor. Wikipedia sayfasında zaman yolculuğuna farklı bir bakış açısı getirmesi okuyucular tarafından etkileyici bulunmuş gibi bir cümle yer alıyor. Ama ben farklı (unique) bir şey göremedim. Her ne kadar yazar bir noktada Henry’yi hayatın deterministik olduğuna inanmıyorum diye konuştursa da, olayların ve yaşananların akışı, Henry’nin olaylar karşısındaki davranışları size özgür iradeye inanmadığını hissettiriyor.
Henry genetik bir bozukluk sebebiyle zaman yolculuğu yapabilen bir adam, bu yolculuklar hem zamansız hem de kontrolü dışında gerçekleşiyor. Yolculuklarından birinde küçük bir kızla karşılaşıyor (Clare) ve Clare büyüdüğünde onunla evleniyor. Kitabın adından dolayı sadece bir anlatıcısı olacağı beklentisi oluşsa da aslında iki anlatıcısı var. Biri Henry diğeri de eşi Clare. Her bölümün başında anlatıcının yaşı belirtiliyor, eğer hem Clare hem Henry varsa ikisinin de yaşı yazılmış. Bazı olayları her ikisinin gözünden de görebiliyoruz.
Her ne kadar karakterlere alışıp onları sevmiş olsam da şu anda Clare nasıl birisiydi, Henry nasıl birisiydi kafamda bir şekil uyanmıyor. Hatırladığım sadece birbirlerine aşık oldukları, karakterlerin ön plana çıkan onları hatırlayabileceğim kişilik özellikleri aklıma gelmiyor bile.
Aslında karakterlerin hayata dair bir amaçları veya olmak istedikleri bir şeyleri yok gibi, akışına bırakıp yaşıyorlar her şeyi. Özellikle Clare’in heykeltraş olmasına rağmen bir şeyler yaratma çabasını çok az görüyorsunuz.
Bir de birbirlerine neden aşık olduklarını bir türlü anlayamıyorsunuz, birbirlerinde aslında neyi seviyorlar? Kadın için adam küçüklüğünden beri hayatında olduğundan vazgeçilmez bir unsur ve onsuz hayat nasıl olur bilmiyor ve ona karşı tuhaf bir bağlılığı var, adam da bir şekilde çaresiz zamanlarında hep o yanında olduğu için bir şekilde kızı seviyor. Benim çıkarımım bu yönde.
Biraz daha objektif gözle bakınca Türk filmi tadı almak gayet mümkün oluyor kitaptan. Açıkçası bazı noktalarda sırf bu yüzden okumayı bırakmaya niyetlendim ama başladığım kitabı bitirmek gibi bir takıntım olduğu için bırakmadım. Sonuna dair bir şey söylemek istemesem de benim gibi üzücü şeylerden kaçmaya yatkın biriyseniz şöyle diyeyim her büyük aşk hikayesi nasıl bitmesi gerekiyorsa öyle bitiyor.
Doğrusu ben kitaptan etkilendim, ancak bunun sebebi duygusal ve her şeye ağlayan bir tip oluşum.
Bir de Ekşi Sözlük’ten, kitabı okurken anlayamadığım bir bölümle ilgili bir eleştiri alıntısı yapmak istiyorum, bu entry’i okuduktan sonra kitaba duyduğum sempatim iyice azaldı diyebilirim. Hatta kitabın yazarı bildiğin saçmalamış demek istiyorum.
“romanın kelimenin tam anlamıyla ahmakça bir sahnesi var: on beş yaşındaki henry’nin kendi kendisiyle oynaşırken babasına yakalandığı bölüm. bir de diyor ki, “kadın bulamasanız siz de yapardınız (burada bir kadın ve hemcinsim olan yazar erkeklere sesleniyor, te allahım!). gey filan da değilim yani,” diyor. burada kitaptan alıntı yapıyorum:henry: i’m in my bedroom with my self. he’s here from next march. we are doing what we

often do when we have a little privacy, when it’s cold out, when both of us are past puberty
and haven’t quite gotten around to actual girls yet. i think most people would do this, if they had the sort of opportunities i have. i mean, i’m not gay or anything.”
(aleppod, 29.09.2010 21:38)

Son söz olarak şunu söylemek istiyorum, bilim kurgu okumak amacıyla almayın bu kitabı çünkü bu açıdan tatmin etmiyor.
Posted in Genel | Tagged , , | Leave a comment

Kitap Kulübü

Yaklaşık bir 3 ay önce aklıma bir fikir düştü. Genelde hep aynı türde kitaplar okuyordum ama farklı türlerde kitapları da okumam gerektiğini düşünüyordum. Neden bir kitap kulübüne katılmıyorum ki dedim kendime. Aynı akşam Ekşi Duyuru’ya girip arama yaptım ve bingo! Birileri yeni bir kulüp kuruyormuş ve katılımcı arıyorlarmış:) Hemen sözlükten mesaj uçurdum ve ardından kendimi ilk buluşmada buldum!

Kulübümüz kalabalık değil, genelde her toplantıda 5-6 kişi oluyoruz. Bir tarih sırası gözeterek Türk Edebiyatı’nın ünlü eserlerini okuyoruz. Okuma disiplini kazandırma ve farklı yazarlar tanıma açısından benim için çok iyi oldu. Her yazarla birlikte anlatımın nasıl değiştiğini görebiliyorum, böylece yazarları karşılaştırabiliyorum. Orada okuduğum kitaplardan sadece Gulyabani’ye burada yer verdim, çünkü diğerleri blogumun konusu dışında kalıyor ama eğer merak eden olursa kitaplarla ilgili yorumlarımı paylaşabilirim.

Bu yazıyı yazmamdaki 2. amacım ise aynı oluşumu bilim kurgu ve fantastik alanına taşımak ve bu tür kitapları okuyup tartışabileceğimiz bir kulüp kurmak. Kayıp Dünya facebook sayfasında bu isteğimi açıkladım, şimdilik sadece 3 kişiyiz. Sayımız biraz yetersiz olduğu için henüz hayata geçiremedik. Aslında bir kitap listesi bile hazırlamıştım onu da aşağıda paylaşmak istiyorum. Eğer bu yazımı okuyup aramıza katılmak isterseniz çok sevinirim. Kapımız herkese açık.

Kitap listesi için tıklayın!

Posted in Genel | Leave a comment