
Bu kitap şimdiye kadar okuduğum en uzun İngilizce roman oldu.

559 sayfa! İngilizcesi kolay ve anlaşılırdı, sadece bazı tasvir bölümlerini atladığımı söyleyebilirim. Kitap yazarın ilk romanı olmasına rağmen Arthur C. Clarke ve Locus gibi ödüllere aday gösterilmiş.
Zaman yolculuğu beklerken aşk romanı çıktı!
Evet, gazete manşeti gibi oldu farkındayım ama gerçek bu!
Bu hikayede zaman yolculuğu aşkı anlatmak için fon olarak kullanılmış, zaman yolculuğunun nasıl gerçekleştiği veya çalışma prensibi açıklanmıyor. Bilim kurguya dahil tek şey de bu zaten, kalanı bir aşk romanından farksız.
Zaman yolculuğu hikayelerinin muzdarip olduğu paradokslardan bootstrap paradoksunu içeriyor. Mesela Henry’nin (başkahraman) kendi gençliğine hırsızlık metotlarını öğretme kısmında bunu görebilirsiniz, asıl bilginin nereden geldiği anlaşılamıyor. Wikipedia sayfasında zaman yolculuğuna farklı bir bakış açısı getirmesi okuyucular tarafından etkileyici bulunmuş gibi bir cümle yer alıyor. Ama ben farklı (unique) bir şey göremedim. Her ne kadar yazar bir noktada Henry’yi hayatın deterministik olduğuna inanmıyorum diye konuştursa da, olayların ve yaşananların akışı, Henry’nin olaylar karşısındaki davranışları size özgür iradeye inanmadığını hissettiriyor.
Henry genetik bir bozukluk sebebiyle zaman yolculuğu yapabilen bir adam, bu yolculuklar hem zamansız hem de kontrolü dışında gerçekleşiyor. Yolculuklarından birinde küçük bir kızla karşılaşıyor (Clare) ve Clare büyüdüğünde onunla evleniyor. Kitabın adından dolayı sadece bir anlatıcısı olacağı beklentisi oluşsa da aslında iki anlatıcısı var. Biri Henry diğeri de eşi Clare. Her bölümün başında anlatıcının yaşı belirtiliyor, eğer hem Clare hem Henry varsa ikisinin de yaşı yazılmış. Bazı olayları her ikisinin gözünden de görebiliyoruz.
Her ne kadar karakterlere alışıp onları sevmiş olsam da şu anda Clare nasıl birisiydi, Henry nasıl birisiydi kafamda bir şekil uyanmıyor. Hatırladığım sadece birbirlerine aşık oldukları, karakterlerin ön plana çıkan onları hatırlayabileceğim kişilik özellikleri aklıma gelmiyor bile.
Aslında karakterlerin hayata dair bir amaçları veya olmak istedikleri bir şeyleri yok gibi, akışına bırakıp yaşıyorlar her şeyi. Özellikle Clare’in heykeltraş olmasına rağmen bir şeyler yaratma çabasını çok az görüyorsunuz.
Bir de birbirlerine neden aşık olduklarını bir türlü anlayamıyorsunuz, birbirlerinde aslında neyi seviyorlar? Kadın için adam küçüklüğünden beri hayatında olduğundan vazgeçilmez bir unsur ve onsuz hayat nasıl olur bilmiyor ve ona karşı tuhaf bir bağlılığı var, adam da bir şekilde çaresiz zamanlarında hep o yanında olduğu için bir şekilde kızı seviyor. Benim çıkarımım bu yönde.
Biraz daha objektif gözle bakınca Türk filmi tadı almak gayet mümkün oluyor kitaptan. Açıkçası bazı noktalarda sırf bu yüzden okumayı bırakmaya niyetlendim ama başladığım kitabı bitirmek gibi bir takıntım olduğu için bırakmadım. Sonuna dair bir şey söylemek istemesem de benim gibi üzücü şeylerden kaçmaya yatkın biriyseniz şöyle diyeyim her büyük aşk hikayesi nasıl bitmesi gerekiyorsa öyle bitiyor.
Doğrusu ben kitaptan etkilendim, ancak bunun sebebi duygusal ve her şeye ağlayan bir tip oluşum.
Bir de Ekşi Sözlük’ten, kitabı okurken anlayamadığım bir bölümle ilgili bir eleştiri alıntısı yapmak istiyorum, bu entry’i okuduktan sonra kitaba duyduğum sempatim iyice azaldı diyebilirim. Hatta kitabın yazarı bildiğin saçmalamış demek istiyorum.
“romanın kelimenin tam anlamıyla ahmakça bir sahnesi var: on beş yaşındaki henry’nin kendi kendisiyle oynaşırken babasına yakalandığı bölüm. bir de diyor ki, “kadın bulamasanız siz de yapardınız (burada bir kadın ve hemcinsim olan yazar erkeklere sesleniyor, te allahım!). gey filan da değilim yani,” diyor. burada kitaptan alıntı yapıyorum:henry: i’m in my bedroom with my self. he’s here from next march. we are doing what we
often do when we have a little privacy, when it’s cold out, when both of us are past puberty
and haven’t quite gotten around to actual girls yet. i think most people would do this, if they had the sort of opportunities i have. i mean, i’m not gay or anything.”
Son söz olarak şunu söylemek istiyorum, bilim kurgu okumak amacıyla almayın bu kitabı çünkü bu açıdan tatmin etmiyor.